Gayrimenkul Yatırımı Ne Zaman Yapılmalı?

Gayrimenkul yatırımı yapılırken dikkat edilmesi gereken çok fazla nokta vardır. Fakat bunların arasında en önemlisi zamandır. Uygun zamanları denk getirirseniz, hayatınızın yatırımını yapabilirsiniz. Bunun için sadece hangi zamanlarda satılık daire bakmanız gerektiğini bilmeniz gerekmektedir. Gayrimenkul Yatırımı İçin En Uygun Zamanlar Gayrimenkul yatırımının kârlı olabilmesi için aldığınız satılık dairenin bir süre Continue Reading

Alternatif güzergahla mini rota: İstanbul-Çanakkale-Gönen-Bursa-Kocaeli-Gebze-İstanbul

Malum, yaz mevsimi olunca düğün sezonu da açılıyor. Biz de bundan nasibimizi aldık ve Şahika Hanım’ın iki ayrı kuzeninin beş gün arayla gerçekleşecek düğünlerine katılmak üzere daha ayağımızdaki Rize tozları silinmeden Balıkesir Gönen’e gitmek için hazırlandık.

Gönen’e genelde Bursa üzerinden ve bilhassa yeni yapılan Osmangazi köprüsü + otoban üzerinden gidiyorduk ama oraya gitmek için geçmek zorunda olduğumuz Gebze-Kocaeli bölgesini daha bir hafta önce gördüğümüz için güzergahı değiştirelim dedik.

Evimiz Ispartakule bölgesinde -yani neredeyse Edirne (!)- olduğu için Çanakkale üzerinden gitmek daha cazip geldi. Yazın gündüz gözüyle deniz kenarından gitmeyi TEM’e tercih ettik ve arabaya doluşup öğlen gibi yola çıktık.

Çanakkale’ye epeydir gitmediğimiz için orada başımıza gelecek vapur bekleme sekansını unutmuşuz. Saat kaçta vardır, kaç paradır hiç düşünmeden laylaylom giderek Gelibolu’ya vardık. Her defasında yaptığımız üzere burada medfun bulunan büyük evliyadan Ahmed Bicani ve Mehmed Bicani Hazretlerinin kabrini ziyaret ettik. Sonra iskeleye gittik.

Gelibolu yolundayken bir benzin istasyonunda bu şirin cins kediye rastladık

Vapur ordan mı kalkıyordu, burdan mı girişi vardı derken yolu tutturduk. Tutturduk ama meğer devasa bir kuyruk varmış. Git babam git sonunu bulamadık. Bir yerde büyük bir aralık vardı. Hah burasıdır deyip döndük. Sıraya girdik. Zabıtanın biri gelip “burası kuyruğun sonu değil, daha ilerden gireceksiniz” demesin mi. Meğer orası kavşakmış, ondan boşluk olmuş. Hakikaten kuyruk en az bir o kadar daha ilerdeymiş.  Neyse kuyruğu bulduk sıraya girdik. Yanyana iki şerit tamamen bu feribot girişi için ayrılmış. Tabelada biri Çardak, diğeri Lapseki yazıyordu ama manevra yapmak istediğimde tırcılardan biri “iki şerit de aynı yere gidiyor, boşuna debelenme” gibisinden bir şeyler söyledi. Ben de kıpırdamadım. Sonradan şeridimi değiştirip sağa geçtim ve iyi ki yapmışım. Zira bir süre sonra sol şeritin önüne bir kamyon çekip tıkamışlardı ve kavga çıkmak üzereydi.

Kuyruk gıdım gıdım ilerlerken arkada mızmızlanmaya başlayan ikizlerle Şahika Hanımı kurtarmak için onları dışarı çıkardım. Onlar bebek arabasıyla kuyruğu yaya olarak kat ederken ben de aracın içinde bekleye bekleye piştim 🙂 Yaklaşık 1 saat sonra iskeleye varabildik ve feribota bindik. Böylece evlatçıklar ilk kez feribota da binmiş oldular.

İkizler ilk kez feribota bindi.

Çardak’a giden feribota binmişiz. 15-20 dakikalık aşırı rüzgarlı bir yolculuktan sonra tekrar arabalara doluşup karşı kıyıya indik.

Burdan Gönen’e fazla bir mesafe kalmamıştı zaten. Yine de bebekler olduğu için bazan küçük çaplı krizler yaşayıp durduk. Gündüz saatiyle olmasa da akşam başlangıcında Gönen’e vardık.

Düğünde Keşkek Yedik

Burada düğünleri uzun uzun anlatacak değilim. Zaten ben bir şey anlamadım. Bizimkiler gidip hoparlörün dibindeki bir masada oturdular. Ben de bebeleri arabaya doldurup gezdirdim. İki düğünü de bu şekilde geçirdim diyebilirim.

Ama keşkek’i anlatmak lazım. Kendisi Gönen ve civar bölgede çok meşhur bir düğün yemeğidir. Buğdaydan yapılır. Düğün günü, damat kuzenimizin annesinin evinin önünde verildi yemek. Biz maaile kalabalık olarak gittiğimizde çoktan kuyruk başlamıştı. Kocaman bir tencereden servis edilen keşkek, karton tabaklara kondu. Üzerinde de etli nohut. Ayrıca yanında bir dilim baklava da vardı. Sokakta hazırlanmış masalardan boş bulduğumuz birine oturup afiyetle yedik.

“Keşke keşkek yesek”

Meşhur Gönen Pikniği: Dereköy

Eskiden Gönen’de daha çok mangallı pikniğe giderdik. Her ziyaretimizde mutlaka giderdik hatta. Bir iki senedir kayınçomuzun yurt dışına çıkması, anneannemizin aramızdan ayrılmasıyla eski tat kalmadığından yapmıyorduk. Şimdi evlatçıkların hatırına tekrar başladık. Dedemiz sağolsun.

Gönen’de piknik yaptığımız dört beş mekan var. En son 3-4 ay evvel Ilıca’ya öylesine ayaküstü bir çay pikniğine gitmiştik. Bu kez sulak bir yer olsun dedik ve Dereköy’e gittik. Burası bir derenin kenarında, devasa çınar ağaçlarının gölgesinde dümdüz bir alan. 

Dereköy’ün çınarları

Kayınpederim çalı çırpı toplayıp mangalı hazırladı. Ben de yardım etmeye çalıştım ancak bizden evvelki piknikçiler bütün çalıları toplamış. Bize çırpılar kalmıştı. Neyse ki komşu piknikçimiz fazla odun toplamış bir kısmını getirip bize verdi. İşimizi fazlasıyla gördü.

Vaktiyle 10-12 sene kadar evvel kayınpederim burda bana araba sürme pratikleri yaptırırdı. Bu kez kendisi bizim arabayla (otomatik vites olduğundan) sürüş denemeleri yaptı. Eski günleri yad ettik 🙂 Fırsattan istifade Şahika Hanım da civarda bir iki tur atıp “ben sürüyorum ya” havalarına girdi 🙂 Ben de bir ara düldülü dereye soktum. At sırtında giden atalarımızdan gelen bir gen midir artık, araba da olsa insan suya sokup bir ferahlasın istiyor :)))

Fotoğrafı çektiğim noktanın arkasında dere var

Lafı daha uzatmayayım, evlatçıklarla burada güzel bir gün geçirdik. Gönen’e yolunuz düşerse mutlaka Dereköy’de piknik yapın. Pişman olmazsınız.

Orman Yolu

Bu arada, dönmeden bir gün evvel yine bir pikniğe gitmeye kalktık. Bu kez çay pikniği idi. Komşulardan birinin Instagtam’da paylaştığı bir yeri bulmak için civar köylerden birinde bir orman yoluna daldık. Epey ilerleyip yolun artık yol olmaktan çıktığı bir noktaya kadar ilerledik ama oturacak güzel bir yer bulamadık. Ama harika orman yollarından gitmiş olduk. Sonunda çayımızı gelip şehrin içindeki eski hastanenin büyük bahçesinde yaptık. Burası da oldukça güzel bir mekandı.

Alternatif dönüş yolu: Uluabat Gölü üzerinden Bursa

Bu Kurban bayramında bazı ailevi sağlık nedenlerden dolayı ben yalnız dönmek zorunda kaldım. Hanım ve çocuklar Gönen’de kaldılar. Gözlerim dolu dolu onlara veda edip Bursa (Nilüfer) üzerinden İstanbul’a dönmek üzere yola çıktım. 10. ayına giren evlatçıklarla ilk kez 15 gün ayrı kalmak çok kötü bir duygu ve ben daha bu ayrılığın 2. günündeyim.

Manyas yolunda bol bol domatese rastladım.

Belki bebeler kriz çıkartır da geri dönerim ihtimalini de düşünerek Bursa’daki kuzenimde kalacak, ertesi gün oradan İstanbul’a geçecektim. Gönen’den Bursa’ya gitmenin en makul yolu Bandırma-Karacabey güzergahıdır. Fakat daha evvel Manyas üzerinden de Karacabey’e gitmişliğimiz vardı. Bu yol daha seyirlidir diyerek Manyas’a saptım. Gerçekten de köy yollarının güzelliği duble yollarda yok maalesef. Virajlı yollardan seyirli seyirli gittim. Navigasyonum açık olduğu için Manyas bitip ana yola girince Karacabey’e sapacağım sanıyordum. Bir süre ilerleyince etrafımın hiç tanıdık gelmediğini farkettim. Navigasyona bakınca ne göreyim. Meğer Karacabey yolunda kaza olmuş, orası sıkışmış. Navigasyon da beni Uluabat gölünün güney tarafındaki bir yola sokmuş. Oh canıma minnet deyip geri dönmeden devam ettim. Haritada kocaman yeşil göründüğüne aldanıp “vay be! demek gölün güney kıyısında da duble yol varmış” diye düşünürken biraz sonra kendimi tek gidiş-geliş olan bir yolda buldum. Ama ne güzel bir yol: koca Uluabat gölüne neredeyse kuşbakışı bakıyordum.

Uluabat gölü

Virajlı yolun ve manzaranın güzelliğine kendimi çok kaptırmadan dikkatli dikkatli ilerledim ve çok geçmeden Hasanağa beldesi içerisinden geçip kuzenimin ikamet ettiği yere vardım. Geceyi burda geçirip Kuzenimle sabahlara kadar Kitapi projemizle ilgili çalıştık.

Kocaeli’nde ahbaplara ziyaret

Bu sabah 12 gibi kuzenimgile veda edip İstanbul’a yola çıktım. Nedense İstanbul’a ayağım gitmiyordu. Ben de Osmangazi köprüsüne varmadan çıkıp yolu uzattıkça uzattım. Kocaeli’ndeki üniversite arkadaşlarımı ziyaret etmek istedim. Biri merkezdeydi. Uğrayıp bir çayını içtim. Çayı sevdiğimi bildiği için halasının vaktiyle Trabzon’da bana nasıl 2 demlik çayı zorla içirdiğine dair geleneksel geyiğimizi yaptık 🙂

Kocaeli Üniversitesi kampüsünün hemen yanındaki Kent Orman’da yürüyüş yolu

Diğer arkadaşım Kocaeli Üniversitesi’nde çalışıyordu. Daha evvelden ziyaret etmiştim ama güzergahı tam bilemiyordum. Meğer Kocaelinin şehir merkezinden epey yukarıda, dağların içine kurulmuş kocaman bir alan. Burayı tırmanırken Kocaeli’nin ne kadar büyük ve yayılmış olduğunu da gördüm. 

Kocaeli Üniversitesi kampüsü güzel bir alana kurulmuş ama çok geniş bir alan olduğu için -bir de yaz dönemi olduğundan- çok tenha geldi bana.

Arkadaşımla civarda hızlı bir tur attık. Kampüsün hemen yanında Kent Ormanı denen bir yürüyüş-piknik alanı vardı. Üstün körü buraya da göz attık.

Kent Orman’da hem yürüyüp hem de birbirine toslayan iki kaplumbağa gördük.

Buraya gelirken “acaba İstanbul’a bu tepelerden gitmek için bir yol var mıdır?” diye düşünüyordum ki laf arasında buranın aslında eski İstanbul yolunun üzerinde olduğunu öğrendim. Fakat çok virajlı ve bozuk bir yol olduğundan kampüsteki eski tanıdığımız bir abimiz gitmemi tavsiye etmedi. Bu abimizle bundan 6 sene evvel beraber 13 km’lik doğa yürüyüşü yapmıştık. O geziye de göz atmanızı tavsiye ederim.

Uyarılara rağmen eski İstanbul yolundan gitmeye kararlıydım. Arkadaşıma veda edip bu yola girdim ancak bir süre sonra bir kavşak denk geldi. Navigasyonu da açmamıştım. Kavşağın ortasında çalışan bir görevliye eski İstanbul yolunu sordum. Doğru rotadaymışım ancak bu yola girmemem için bu arkadaş da ısrar edince bu kez dinledim. Çünkü Kuzey Marmara yolu çalışmaları nedeniyle bu yoldan sürekli inşaat kamyonları geçiyormuş. Virajlı yolları severim ancak kocaman inşaat kamyonlarını ve saçtıkları tozları hiç sevmem. Bu yoldan devam etmedim, ancak geri de dönmedim. Kavşaktaki diğer yolu sordum ve oradan da e-5’e inebileceğimi öğrendim.

Üniversiteden inerken böyle bir manzaranız var.

Bu yola sapınca bir süre sonra kampüsün diğer kapısını gördüm. Yani dağın öbür ucundan aşağıya inen yoldaymışım. Buranın da manzarası çok güzeldi. Kocaeli’yi, körfezi ve Tem’in viyadüklerini burdan görmek mümkündü.

Beş dakkada bütün kampüsü dolaştıran arkadaşım Koray.

Yolun sonunda karışık bir mahalle arasına dalıp, dar sokaklarda biraz cebelleşsem de çabucak e5’i buldum. Ordan da kendimi Tem’e attım. Tam bastırıp İstanbul’a gidiyordum ki..

Köprüden önce son çıkış: GOSB Teknopark

Tem’de Şerkerpınar kavşağına yaklaşınca bu civarda çalıştığını hatırladığım bir başka üniversite arkadaşımı aradım. Bunu da epeydir görmemiştim. Bir daha fırsat olmaz diyerek şansımı denedim. Toplantıya girmek üzere olduğunu söyleyince nasip değilmiş deyip devam ettim ancak bir kaç dakika sonra geri aradı ve toplantının kısa sürebileceğini söyledi. Ben çoktan Şekerpınar çıkışını kaçırmıştım ama navigasyon 20 dakikaya geri dönebileceğimi söyleyince ilerden bir yerden çıktım ve gerisin geri döndüm. Gerçekten de 20 dk sonra Gebze Organize Sanayii Bölgesi’ne vardım. Arkadaşımı bulup hasbihal yaptık. 

Ordan ayrıldığımda akşam olmak üzereydi. Çok şükür trafik de yoktu. Gönen’den ayrılırken Pazartesi günü öğleden sonra işte olurum diye niyetimde vardı ama maalesef 21.00 gibi İstanbul’a vardığım için ofis yalan oldu. 

Şimdi bu yazı da bittiğine göre evlatçıkları özleyerek geçireceğim koca 13 gün beni bekliyor demektir. 

Bahar geldi, evde durmak yok!

Arabaları yolda bırakan, 25 km mesafeyi tam 10 saatte aldıran karakış sanki dün gibiydi ama geçti gitti. Artık bahar mevsimindeyiz. Yollarda gördüğümüz irili ufaklı, beyazlı pembeli çiçek dolu ağaçlar, taptaze yeşil çimenler size de arabayı kenara çekip çimlerin üstünde yatıp yuvarlanma hissi uyandırıyor mu? Bahar geldiğine göre artık yavaş yavaş Continue Reading

Uzun bir aradan sonra Belgrad Ormanı

Evimiz Bahçeşehir Gölet’e yakın olunca -ve havalar da pek müsait olmayınca- Belgrad Ormanı’nı biraz ihmal ettik. Burası bahar aylarında yemyeşil doğasıyla cezbettiği gibi kışın da harika manzarasıyla mutlaka gidip görmek istediğimiz bir yer bizim için. Hal böyle olunca araya daha fazla hasret girmesin deyip soluğu ormanda aldık. Genelde sadece kalabalık olduğumuzda Continue Reading

Otopark.com ekibiyle Beykoz’da test sürüşü – [video]

Gezentigiller yeniden dört teker üstüne çıkalı beri bir fırsat olsa da kendimizi sağa sola atsak diyorduk. Bu Perşembe neredeyse üç aydır peşinde koştuğumuzu bir fırsatı değerlendirme şansı bulduk: Türkiye’nin en iyi otomobil test ekibi Otopark.com ile test sürüşü!

Otopark.com nerdeyse bir yıldır yakından takip ettiğimiz otomobil üzerine kurulu bir YouTube kanalı. Ayrıca çok aktif bir forumları da bulunuyor. Kurucu ve yöneticileri And Çetin ve Sinan Koç diğer otomobil test kanallarından çok farklı bir çizgiye sahipler. Diğer test sürüşü kanalları gibi motomot değil, sanki iki üç arkadaş otomobile atlayıp gerçekten alıcı gözüyle arabayı inceliyormuş gibi çalışıyorlar. Normalde test videoları 10-15 dakikayı geçmezken Otopark’ın 45 dakikalık videolarına bile rastlayabilirsiniz. Hal böyle olunca çok farklı bir takipçi kitlesine sahip oluyorlar. İşte bu kitle “alın arabamı test edin” diyenlerle dolu olduğu için bu sene “Otopark.com arabamı test etsin” başlığı altında video serisine başladılar.

Ben de araba daha ilk haftasındayken Otopark ekibine aracı alıp test edebileceklerini yazmıştım. Meğer onlar çoktan böyle bir kampanyayı başlatmışlardı bile. Bu konuyla ilgili foruma başlık açıp paylaşabileceğimi söylediler. Oradaki hareketliliğe göre testleri yapıyorlardı. Nihayet üç aylık bir bekleyişten sonra bizim Kia Soul de listeye girdi. Üstelik Fiat 500x ile karşılaştırmalı test yapılacaktı.

Kar kış derken program biraz aksasa da dün sıcağı sıcağına kış lastiklerini taktırıp bugün sabah erkenden yola çıktım. Çekimler soğukta ve dışarıda yapılacağı için Şahika hanım katılamadı. Sonra pişman olmadı değil 🙂

Saat 11’de Beykoz’da Sinan Koç ve ekibiyle buluşup kendimizi etrafı karla kaplı yollara attık. Beykoz’un bu kadar derinlerine hiç gitmemiştim. Hele karlı havada.

Çekimin ilk saatlerinde hava epey soğuktu ve kar da yağıyordu. Otopark ekibinin özel plakaları yapışmak bilmiyordu. Zar zor plakaları yapıştırıp çekime başlayabildik. Bu esnada başka bir test ekibi de ayni yerde çekim yapıyordu. Beykoz demek ki sadece dizilerin değil test sürüşü yapanların da favori mekanı.

Ekip harıl harıl dış çekimleri bitirince iç çekimleri yapmak için yol ortasından daha rahat bir alan aramaya koyulduk. Bir derenin kenarında yarısı karla kaplı geniş bir alan bulduk. Derenin üstünde köprü de vardı. İç çekimleri burada yaptılar. Sinan hoca sağolsun burda bize makaron ikram etti. Bizim hanım bunu çok sever, gelmediğine üzülecek deyince Instagram üzerinden hemen mesaj gönderip nazire yaptık 🙂 Sonra makaronları ona götürmem için bana verdi sağolsun.

Burada epey vakit geçirdikten sonra kalan bir kaç çekimi tekrar yolda yapmak icab ediyordu. Buraya çok yakın bir yerde harika bir Karadeniz evi gördük. Hemen yanında naylası bile vardı. O evin yakınlarında kalan çekimleri de yapınca sıra anlatımlı çekimlere geldi. 

Ben sadece kendi aracım için anlatımlı çekimlere katılacağımı sanıyordum. Sinan hoca açılış konuşmasında ikisini de beraber yapacağız deyince eyvah dedim. Aslında hayalimde; Sinan ve And hocalar anlatır, ben arka koltukta bir kenara ilişir, sorulan sorulara kaçamak cevaplar verir yırtarım diyordum. Öyle olmadı 🙂 And hoca zaten yoktu. Sinan hoca benle şoför mahallinde kalakaldı. Önce 10 dakika 500x ile dolaştık. Sonra bizim arabayla biraz daha fazla vakit geçirdik.

Bir ara bizim arabayla virajlarda hız yaparken kendimi camdan uçacakmış gibi hissettim. O anki yüz halimi görmek bile istemiyorum. 

Sorulara cevap verebildim mi bilemiyorum.. Videoları inşallah izleyip beraber ağlarız 🙂

GÜNCELLEME:
Tam bir hafta sonra Otopark.com videoyu yayınladı. Neyse ki korktuğum yerleri zaten silmişler 🙂 Mahkeme suratıma ve kerpetenle ağzımdan dökülen cümlelere dayanabilecekseniz buyrun izleyin 🙂

Bahçeşehir Gölet Kışın Bir Başka Güzel

Bugün dahil son bir kaç gündür devam eden kar İstanbul’u hatta bütün Türkiye’yi etkisi altına aldı. Geçtiğimiz Cuma akşamı biz de bu kardan nasibimizi aldık. Maalesef bir önceki yazıda çamura battığımız gibi bu kez de trafikte kaldık. Üstelik tam 10 saat.. Akşam 19:00’da Davutpaşa’daki işyerimden çıkıp sabah 05:00’de Ispartakule’de evime varabildim. Ha bugün ha yarın alırız dediğim için henüz aracımızda kış lastikleri yoktu. Ancak çok şükür 25 km’lik yol boyunca araba hiç kaymadı, patinaj da yapmadı. Sağımda solumda patinaj yapanlar, üzerime doğru kayanlar oldukça salavat getirip hiç gaza basmadan usul usul devam ettim. Bir ara rampanın birinde önümdeki koca kamyon geri geri kaymaya başlayınca epey korktum. Çok şükür Ispartakule gişelere kadar 2 bayır, 3 de rampa çıktım. Gişelerden sonra Bizimevler’e giden yol epey rampa olduğundan -bir de üzerinde 10 saatlik kar yağışı olduğundan- o son rampayı çıkamadım. Aracı kenara çekip eve yürüdüm. Zaten 500 m filan kalmıştı.

O gece kütük gibi uyuyup ertesi gün arabayı  kontrol ettim. Diğerleri ile beraber yolun kenarında kuzu kuzu duruyordu.  Cep telefonum soğukta çalışmadığından fotoğrafını çekemedim. Rampanın sağında yine Bizimevler’e giden bir tünel ve daha dik bir rampa vardı. Oraya girenler hepten kalmıştı. Dün dahi arabalar orada duruyordu. Yolun içerisinde dahi arabalar kaldığından kar küreme araçları girememişti.

Dün hava çok güneşli idi. Arabamızı belki çıkarabiliriz deyip eşimle birlikte gittik. Küreğimiz olsaydı işimiz çok kolaydı ama henüz küreğimiz de yoktu. Kar eldivenleriyle arabanın arkasındaki karı 3-4 kere dinlenerek ellerimle yan tarafa attım. Buzları temizledim. Sonra çok şükür geri geri giderek aracı kardan çıkardım.

Hava güzel olur, arabamız çalışır da biz durur muyuz.. Hemen yakınımızdaki Bahçeşehir Gölet’e gitmeye karar verdik. Nasılsa ana yollar temiz diye lastikler konusunda bir tereddütümüz olmadı. Göletin girişine arabayı park ederek karların içerisinden bata çıka gölete vardık.

Bundan sonrası için artık kelimeler kifayet edemeyeceği için sizi harika gölet manzaraları ile baş başa bırakalım.

Dün sosyal medyada bir kısmını paylaştığımız bu yazıdaki fotoğrafları Başakşehir Belediyesi de çok sevdi ve bizden istedi. Orada da görürseniz şaşırmayın 🙂

 

Çamura Battık!

Geçtiğimiz Cumartesi günü kar yağdığını görüp sevinen biz Gezentigiller, güzel fotoğraflar çekmek umuduyla Bahçeşehir gölete gitmeye karar verdik. Evden çıkarken lapa lapa yağan kar malesef Gölet’te pek tutmamıştı. Biz de, biraz turlayıp eve döneriz diye düşünüp Kelebekler Vadisi’ne doğru yola koyulduk.. Kelebekler Vadisi Bahçeşehir’in üst kısımlarında yer alan bir bölgeymiş Continue Reading

Haftasonu Gezimiz: Bahçeşehir Gölet ve Flamingo Köy

Hafta sonu havayı güneşli görüp biraz dışarı çıkalım istedik. Cumartesi günü yakınımızda olan Bahçeşehir Gölet’e gidip biraz hava aldık. Ardından Pazar günü kendimizi tutamadık ve Çatalca’da bulduk. Çünkü Gezentigiller olmak bunu gerektirir 😀

Bahçeşehir Gölet

golet-1 golet-2 golet-3 golet-4 golet-5   golet-8 golet-9 golet-10

Yıllar yıllar önce (10 sene kadar) bizim maceramız Bahçeşehirde başlamıştı. Gezentigil Hasan’ın işi ve ilk evimiz oradaydı. Sonra yıllar bizi savurdu, biz şehrin içinde yaşamaya karar verdik.. Daha sonra bunun da iyi bir karar olmadığını anladık. Sakinliğe geri dönmek istedik. Ve yine buradayız 🙂

Tabii Bahçeşehir bu zamanda bir hayli değişmiş, binalar çoğalmış.. Ama gölet aynı güzelliği ile yerinde duruyor.

Gölet içinde restoranlar var ama hava güzelse çimlere de yayılabilirsiniz. Gerçi bizim gölette piknik konusunda daha önce dilimiz epeyce yanmıştı ama.. Artık değişmiştir diye umut ediyoruz.

Hava soğuk olduğundan dolayı biraz yürüdük ve dinlenmek için bir banka oturmuştuk ki orada oturup güneşlenen bu sevimli kedicik geldi bize sokuldu. Biz onu rahatsız etmemek için yanına bile yaklaşmadık ama çok üşümüş olmalı ki kendi geldi ve uzun bir süre kucağımızdan inmedi. Uyudu, mırıldadı.. Bizim de canımız onu orada bırakıp eve dönmek istemedi.. Ama maalesef onu bırakıp arkadan el sallamak zorunda kaldık. O hala bankta oturuyordu 🙂

golet-7

golet-6

golet

Çatalca’da güzel bir yer: Flamingo Köy

Açıkçası biz yola Cesur ve Güzel dizisindeki Korludağ kasabasını bulmak için çıkmıştık 🙂 Dizideki görüntüler ve manzaranın güzelliği bizi mest etti. Bazı bölümlerinin de Çatalca’da çekildiğini duymuştuk. Neresi olduğuna bakalım derken o güzel çiftliğin Polanezköyde olduğunu öğrendik..

 

flamingokoy-6

flamingokoy-1 flamingokoy-2 flamingokoy-3 flamingokoy-4 flamingokoy-5

golet-11

Biz de madem Çatalca’ya geldik, biraz dolaşalım istedik. Etrafta ne var ne yok araştırırken Flamingo Köy ismi dikkatimizi çekti. İnternetten baktığımızda içinde flamingolar olduğunu gördük. Durur muyuz? Hemen rotamızı oraya çevirdik.

Bulmak hiç zor olmadı, Çatalca merkezden biraz daha ileri gidip Gökçeali köyüne geliyorsunuz. Köprüyü geçtikten sonra soldaki ilk yola girerek cevizlik sokak boyunca 250 mt gidiyorsunuz. Yolunuzun üstünde oluyor zaten. Tabelalarda yol gösteriyor.. Biz yine de haritayı buraya ekleyelim:

Flamingo Köy’de Neler Var?

Biz Aralık ayında gittiğimiz için oldukça soğuktu. Girişte sanki bir eve gidiyormuşsunuz hissiyatı oluşuyor. Gerçekten girişte güzel bir ev ve havuzu sizi karşılıyor. Güzel bahçede biraz daha yürüdüğünüzde karşınıza kocaman bir mangal çıkıyor. Tam onun kokusunu içinize çekerken Flamingoları görüyorsunuz 🙂 Biz ufak çaplı bir şaşkınlıktan sonra flamingoları fotoğraflamaya koyulduk. Çünkü ikimizde hayatımızda ilk defa canlı canlı flamingo görüyorduk.

Sadece flamingo değil, küçük gölette ördekler de yüzüyordu. Hatta uçarak pike yaptıkları bile oluyor.

Onların dışında kahvaltı ve mangal servisleri de var. Etleri yine içindeki kasaptan siz seçiyorsunuz. Onlar pişirip servis ediyorlar. İçeride sıcacık sobanın üstünde ekmek de kızartıyorlar.

Sanırım daha çok yazlık olarak düşünülmüş bir mekan. Çünkü kapalı alanı biraz dardı. Ama bahçede bir çok masa vardı.

Tesisin arkasından geçen Karasu deresinde balık tutup üzerinde deniz bisikletine binebiliyorsunuz. Tabii hava soğuk olduğu için bunları biz yapmadık.

Fiyatlar:

Et kilo: 130 tl
Köfte kilo : 90 tl
Tavuk kilo: 70 tl
Kahvaltı: 50 tl

İsterseniz onlar pişirip size getiriyor, dilerseniz de mangal başında kendiniz pişiriyorsunuz. Çayı ikram ediyorlar sağolsunlar hem de termosla önünüze getiriyorlar.

Daha önce gittiğimiz Antik Köy’de de fiyatlar bu civardaydı. Tamam mekanlar güzel, ama fiyatlar çok pahalı. Neden insanlara sanki orayı kiralıyormuşcasına fiyatlar sunuyorsunuz? Etin ve tavuğun fiyatları zaten belli. Hizmet için alınan fiyatlar çok pahalı. Buradan yetkililere seslenmek istiyoruz..

Biz yemeğimizi yiyip çayımızı içtikten sonra, inşallah bir dahaki sefere İlkbahar’da yine gelelim diyerek oradan ayrıldık..

Böylece güzel bir haftasonunu daha geride bırakmış olduk..

Haftasonundan kalanlar: Belgrad Ormanında kahvaltı, 3. köprü, Rumeli Feneri

Merhabalar,

Geçtiğimiz haftasonu anneler gününü de fırsat bilerek bir pazar gezintisi yapalım istedik. Annemizi ve ablamızı da alıp önce Belgrad Ormanında piknikli kahvaltı yapıp sonra da 3. köprüyü görmek için Rumelifeneri’ne geçtik. Orayı keşfettiğimiz yazımız burada.

Belgrad Ormanı ve Kahvaltı Pikniğimiz

Pazar sabahı olduğu için çok da erken kalkmadık. 10.00 gibi kalkıp kahvaltı bile yapmadan yollara döküldük. Normal’de Tem’den gidip Kemerburgaz çıkışından çıkıyorduk. Bu sefer Tem’de kaza olduğu için Habibler yolunu tercih ettik. Orada kısa bir kabir ziyaretinden sonra (eşimin dedesi orada medfun) Göktürk üzerinden Belgrad Ormanına vardık. Buraya kısa bir not düşeyim, Belgrad Ormanı pazar günleri inanılmaz kabalık oluyor. Dernekleri piknikleri  olduğundan gürültüden geçilmiyor malesef. Gürültü kirliliği yaşanıyor. Biz normalde Neşet Suyu tarafına gider, yürüyüş parkurunun orada pikniğimizi yapardık. Bu sefer Ayvad Bendi tarafına girdik ve malesef masa bulamadık. Yer örtümüzü serip onda kahvaltı-pikniğimizi yaptık.

Belgrad Ormanı

Belgrad Ormanı

(Gezentigil Hasan kitap keyfi yaparken yakalandı:D )

Belgrad Ormanı Belgrad Ormanı Belgrad Ormanı Rumeli Feneri   Belgrad Ormanı

Menümüzde yaprak sarması, minik kekler, açma, börek, peynir – ekmek kahvaltılıklar ve termosta çay vardı 🙂 Biz bazen Bim’den aldığımız abur cuburla orada piknik yapıyoruz, adına da Bim Pikniği diyoruz 😀

Neyse, kahvaltımızı yaptıktan sonra Ayvad Bendine yürüdük. Onun da çevresinde piknik yapanlar vardı.

Günün en güzel anıysa, gölün etrafında dağ çileği bulmamız oldu. Daha önce Rize’de topladığımız dağ çileklerini burada görmek bizi şaşırttı. Biraz toplayıp eşimin çocukken yaptığı gibi kendi ipine dizdik. Bir güzel yedik 🙂 Kokusu ve tadı çok hoş. Siz de denk gelirseniz tadın mutlaka.

Rumeli Feneri ve 3. Köprüye Bakış

Uzun zamandır 3. köprünün yapıldığı yere gitmemiştik. Hazır o tarafa yakınken bir bakalım ne alemde dedik. Orman içinde trafik olur diye düşündük ve Kemerburgaz üzerinden Sarıyer oradan da sahile inmeden Rumeli Fenerine gittik direk. Giderken Köprü arz-ı endam ediyordu tüm güzelliği ile. Hava biraz kapanmaya ve soğumaya başlamıştı. Biz de fenerin oradaki kaleye gittik en önce. Orada biraz fotoğraf çekip, fenerin yanına gittik. Bir çay bahçesi bulmak umuduyla ama malesef bir balık lokantası vardı sadece. Bizim de karnımız tok olduğundan yola devam etmeye karar verdik. Çünkü akşam Galatasaray’ın maçı vardı ve yollar kilitlenmişti şimdiden.

Rumeli Feneri

IMG_8122  3. köprü rumeli feneri rumeli feneri

IMG_8121 Rumeli Feneri IMG_8110

Yolda güzel bir çay bahçesi bulmayı umud ettik ama malesef bulamadık. Buradan duyurmak istiyoruz, oraya güzel bir çay bahçesi yapın.. ya da varsa bize bildirin 🙂

Dönüş yolunda bir kaç tane de köprü fotoğrafı çekip yola koyulduk.

Bizim için keyifli geçen bir haftasonunun daha sonuna gelmiştik böylece 🙂

Bizi ararsanız çoğunlukla Belgrad Ormanında oluyoruz 😉

Bizim Takip edin:

Instagram | Twitter | Facebook