İstanbul’da şehrin ortasında minik bir şelale olduğunu biliyor musunuz?

İstanbul’da şehrin ortasında minik bir şelale olduğunu biliyor musunuz?

Tamam belki şelale demek biraz abartı olabilir ama İstanbul’da, Kağıthane ilçesindeki meşhur Sadabat Parkı’nın sonunda Kağıthane Deresi içerisinde iki kademeli minik ama şırıl şırıl akan bir su var. Bir şelale gibi çok yüksekten düşmüyor ama yine de İstanbul’da böyle gürül gürül akan bir su görmek beni çok mutlu etti ve benim için artık bu bir şelaledir.

Aslında Kağıthane Deresi de başlı başına güzel bir övgüyü hak ediyor. Sadabat Parkı’nı bir kaç sene önce tesadüfen görmüş sonra ziyaret etmiştik. O zaman bu dereyi görmüş müydüm ve eğer görmüş isem yeterince övmüş müydüm hiç hatırlamıyorum. Geçtiğimiz hafta güzel bir bahar günü Kağıthane Belediyesi otoparkında bir önceki gün bırakmak zorunda olduğum aracı almaya İETT ile giderken bir durak önce inip biraz yürüyeyim demiş ve bu güzel parkın kenarındaki kocaman dereyi görünce çok şaşırmıştım. Kastamonu’da, Eskişehir’de nasıl şehrin içinden kocaman bir dere geçiyorsa bu da öyleydi. Etrafı o kadar kalabalık değildi tabi. Ayrıca derenin karşısında çok güzel, eski mimari bir camii de vardı. Zaten yeni yeşillenmiş, çiçekler açmış bir park yeterince güzeldi, bir de üstüne sakin kocaman bir dere, hemen karşısında yeşillikler içerisinde eski bir camii derken bir anlığına kendimi Osmanlı devrinde hissettim. Dahası camiin az ilerisinde Sadabat İskelesi vardı. Fakat iskele tarihi görüntüsünden epey kaybetmişti. Tepesindeki kocaman yazı ortamın ruhunu bozuyordu. Belediyelerimiz bu tabela hastalığından ne zaman kurtulacak çok merak ediyorum.

Sadabat Camii ve az ilerisinde Sadabat İskelesi

İşte bu manzara içerisinde biraz daha fazla ilerleyebilmek için parkın sonu gelmiş olsa da ana yola çıkmayıp derenin kenarından daha önce yürüyenlerin oluşturduğu patika izini takip edip gidebildiğim kadar gideyim dedim. Minik şelaleyi de işte burada, iskelenin az daha ilerisinde gördüm.

Şelalenin önünde suyun üzerinde maalesef kirli bir görüntü de vardı. Şu pis müsilaja benzer bir kirlilik. Hemen Kağıthane Belediyesi’ne bir tweet attım. Sağolsun hızlıca cevap verdiler ve sorumluluğun İSKİ’de olduğunu bildirdiler. İSKİ de ilgileneceklerine dair bir tweet ile hemen cevap verdi. Daha sonra onlar da sorumluluğun İSKİ’de olmadığına dair bit tweet ile karşılık verdi. Bunu da Kağıthane’ye geri yazdım ama bu kez kimseden cevap gelmedi.

Onca betona rağmen bahar geldi mi İstanbul da nasibini alıyor çok şükür. Bir süredir Nisan ayında şehrin her yanında lale göremiyoruz ama çok şükür erguvanlar için böyle bir sorun yok. Otoyolların dahi kenarlarını süsleyerek pembe pembe açıyorlar.

İstanbul güzel memleket ama biz insanlar kötüyüz maalesef. Şehirciliği bilmiyoruz. Organize yaşamayı, düzgün yapılaşmayı bilmiyoruz. Evimizin içine çok iyi bakıyor ama apartmanımızın önüne, sitemizin bahçesine sigara izmariti, çöp atmayı umursamıyoruz. Arabamızın içi köpek bağlasan durmaz haldeyken sigara kutusunu yola atabiliyoruz. Sağlıklı yaşayacağım diye sabah sporu yapıyor içtiğimiz sodanın şişesini 10 m ilerideki çöp kovasına değil bir bahçeye fırlatabiliyoruz.

Yazıya güzel duygularla başladım ama sonlara doğru moralim biraz bozuldu. Havalardandır. İki gündür bayramı evin içerisinde geçiriyoruz. Talihimize bütün Türkiye’de soğuk hava hakim. Bir kaç gün sonra havalar düzelince bizim de neşemiz yerine gelir inşallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: