Bazen bir yolculuk, aslında daha yola çıkmadan başlıyor. Hatta çoğu zaman ilk adım bavul hazırlamak değil, uçak bileti almak oluyor. Ve garip olan şu: O ilk adımı çoğumuz hep aynı şekilde yanlış atıyoruz.
Ben bunu fark edene kadar, uçak bileti almayı basit bir işlem sanıyordum. Tarih seç, fiyatlara bak, en uygun olanı al. Bu kadar. Ama işin içine biraz dikkat girince aslında meselenin fiyat değil, zaman ve sabır olduğunu anlıyorsun.
Mesela en sık yaptığım hata şuydu: Bir yere gitmeye karar verdiğim anda bileti de hemen almak. Çünkü içimde tuhaf bir acele hissi oluyor. Sanki o an almazsam fiyat uçacak, fırsat kaçacak, bir daha asla gidemeyecekmişim gibi. Oysa çoğu zaman tam tersi oluyor. O “aceleyle” aldığım biletlerin, birkaç gün sonra daha ucuzunu gördüğüm çok oldu.
Bir de şu var: Hepimiz aynı saatleri seviyoruz. Sabah erken giden uçaklar ya da akşam rahat saatler… Ama sistem de bunu biliyor. Herkesin istediği saatler doğal olarak daha pahalı oluyor. İlk başta insan bunu kabullenmek istemiyor. “Niye gece 03:45 uçağına bineyim ki?” diyorsun. Ama sonra bir bakıyorsun, arada ciddi bir fark var. İşte orada seçim değişiyor. Konfor mu, bütçe mi?
Benim bir diğer alışkanlığım da sürekli aynı sitelerden bakmak oldu. Sanki başka hiçbir yerde farklı fiyat yokmuş gibi. Oysa biraz dolaşınca, hatta bazen sadece farklı bir cihazdan bakınca bile fiyatların değiştiğini görmek tuhaf bir şekilde insanın bakışını değiştiriyor. Aynı uçuş, aynı saat, ama farklı sonuçlar.
Zamanla şunu fark ettim: Uçak bileti almak aslında küçük bir oyun gibi. Kuralları var ama kimse sana açık açık söylemiyor. Sen de deneye deneye öğreniyorsun. Hangi gün bakmalı, ne kadar beklemeli, ne zaman vazgeçmeli…
En garibi de şu: Bazen en iyi bileti bulduğunu sanıyorsun, sonra hiç bakmamaya karar veriyorsun. Çünkü biliyorsun ki bakarsan daha iyisini görebilirsin ve bu da huzurunu kaçıracak. İşte o noktada mesele fiyat olmaktan çıkıyor, psikolojiye dönüşüyor.
Şimdi geriye dönüp bakınca, yaptığım hataların çoğunun aslında aceleden geldiğini görüyorum. Gitmek istemek güzel bir şey ama hemen gitmek zorunda değiliz. Bazen biraz beklemek, biraz araştırmak, hatta biraz “boşvermek” bile daha iyi sonuç veriyor.
Belki de yolculuğun ilk kuralı bu: Daha yola çıkmadan acele etmemek.