Haftasonu özeti: Seka Kampta Kahvaltı, Sakarya ve İznik

Haftasonu özeti: Seka Kampta Kahvaltı, Sakarya ve İznik

Bu hafta sonu Kocaeli’de yaşayan üniversite arkadaşımız Koray’ın doğum günü bahanesiyle 20 yıldır irtibatı hiç koparmadığımız dört samimi arkadaşımızla ailecek bir araya gelelim dedik. Maşukiye mi, Ormanya mı, orası mı burası mı derken Kocaeli’de daha evvel hiç gitmediğimiz bir yer olan Seka Kampı’nda karar kıldık.

Hemen baştan söyleyelim; Seka Kamp, Seka Park ile aynı değil. Burası Sapanca Gölü’nün ucunda bir mesire alanı. Ormanya’ya 5 km mesafede, güneyde kalıyor.

Biz ve bir arkadaşımız İstanbul’dan yola çıktık. Biz nasıl yapabildiysek 9.30’da arabadaydık. Cumartesi trafiğine yakalanmadan kaçalım istedik. Diğer bir arkadaşımız Balıkesir taraflarında tatildeydi, oradan gece Bursa’ya dönmüşler, ertesi gün onlar da erkenden Kocaeli’ne doğru yola çıktılar.

Doğum günü çocuğu aynı zamanda ev sahibi de olduğundan kamp alanına ilk onlar gittiler. Masa tuttular. Sonra 11 gibi biz vardık. Masaları taşıdık. Sonra diğer arkadaşlarımız da geldiler. Kahvaltı hazırlıklarına başladık.

Seka Kamp ve Kahvaltımız

Seka Kamp fotoğraflarda gördüğümüz kadar güzeldi. Gölün en ucunda yemyeşil bir düzlük. İçinde kocaman çınarlar var. Eşimin deyişiyle; çınar oldu mu oranın güzel olmaması imkansız. Alan bol olmakla birlikte yine de epey insan vardı. Korona nedeniyle maske mesafe konusunu kimse ihlal etmiyordu. Biz de yeme / içme dışında olabildiğince maskemizi burnumuzdan indirmedik.

Kahvaltı için önceden anlaştığımız üzere biz börek getirmiştik. Ayrıca Şahika Hanım menemen hazırlıklarına girişti. Bunca yıllık evliyiz, daha yeni duyuyorum menemeni soğanlı sevdiğini. Sağolsun ben soğan yemediğim için hiç soğan koymadığı gibi adını dahi etmiyordu. Geçen gün bir YouTube videosunda bu muhabbet dönünce biz de öğrenmiş olduk; aslında soğanlı seviyormuş.

Öte yandan Ayşenur Hanım muhlama için kolları sıvadı. Kendisi Rizeli değil ama eşi Gökhan Rizeli. Aramızdaki en genç çift bu ikisi oluyor. İra Hanım (Koray’ın eşi) hem kek yapmış hem de sarma getirmişti. Ukraynalı gelinimiz ne güzel sarma yapmış derken, meğer perde arkasında kayınvalidesi de varmış. Gamze Hanım tatil dönüşünde olduğu için onun el emeklerini inşallah bir sonraki Kastamonu buluşmasına bıraktık. Sağolsun onlar da doğum günü pastasını getirdiler.

Biz yanımızda artık bir numaralı kamp ekipmanımız olan portatif ocağımızı getirmiştik. Kalabalık olduğumuzdan tüp sorunu yaşamayalım diye 2 tüp yedek getirdik. Gökhanların tüpü de yanlarındaydı. Önce çayı yaptık. Sonra güzel güzel yemekler pişirildi. İki piknik masasını yanyana birleştirip güzel bir sofra kurduk. Çocuklarla beraber hapur hupur kahvaltımızı yaptık.

Kahvaltı sonrası biraz çocuklarla vakit geçirdik. Biraz sohbet ettik. Hanımlar kahve keyfi yaparken biz beyler etrafı biraz dolaştık. İskeleye doğru uzandık. Yasak olmasına rağmen gençler cop cop gölün serin sularına atlıyordu. Tatilde hiç burnunu sudan çıkarmayan Mehmet Cemal gaza gelip suya atlayacak gibi olduysa da bu hevesinden vaz geçirdik. Su çok derin görünmüyordu. Başımıza iş aşmayalım dedik.

Kampın içerisinde çocuklar için ücretsiz kullanıma sunulmuş minik bir zipline vardı. Çocuklar hattın yüksek yerinde sarkıtılmış bir tabureye oturup kendilerini salınca 30-40 m’lik yol boyunca ilerleyip sonrasında yolun yarısına kadar geri dönebiliyorlardı. Bizimkiler kendi başlarına yapamazdı. O nedenle ben onları tek tek tabureye oturtup elimle kaydırdım. Çok hoşlarına gitti. Büyüdüklerinde kendi başlarına da yaparlar artık.

Etrafta zıplama alanı, sallanan arabalar vs vardı ama korona nedeniyle oraları kullanmadık. Park alanında zipline gibi doğaya uygun aktiviteler olması daha güzel. Plastik kabinlerin içerisinde zıplamak veya hiç bir yere gitmeyen bir arabanın içinde oturmak çocuklar için kamp deyince hatırlamalarını istediğimiz bir şey değil.

Seka Kamp’ta saat beşe kadar güzel vakit geçirdik. Güneş geldikçe masanın yerini değiştirdik. İkinciye çay yaptık. Boş kaldıkça bir şeyler atıştırdık. Sonra yolu uzun olan arkadaşlarımızı Kastamonu’ya uğurlayıp peşlerinden biz de yavaştan toparlanmaya başladık.

Biz hemen İstanbul’a dönmedik. Annem ve ablam aynı günün sabahında bizden çok daha erken bir saatte akrabalarla Sakarya’ya bir başka akrabamızın yanına gitmişlerdi. Üç dört gün orada kalacaklardı. Bizi de epeydir çağırıyorlardı. Buraya kadar gelmişken onlara da bir selam verelim, İstanbul’a dönüşü de geceye bırakalım dedik.

Kampta arkadaşlarımıza veda edip hepimiz ayrıldıktan sonra bir saatlik bir yolun ardından Sakarya Geyve yakınlarındaki akrabamızın köyünü bulduk. Şansımıza hava çok güzeldi. Akşam yemeğini evin verandası diyebileceğimiz daldalık alanda yedikten sonra çayı da içip kalkarız diyorduk ama öyle olmadı. Bizi salmadılar. Meğer bizimkiler buraya salça pişirmeye gelmiş. Ertesi gün salça yapılacakmış. Şahika Hanımın da yardımı olur diye kalmaya razı olduk ama tahmin ettiğimiz gibi gece doğru düzgün uyuyamadık. Bizim bebeler normalde kendi odalarında, yataklarından inemedikleri için beş on dakika uyuyana kadar debelenip sonra uyuyorlardı. Burada tıpkı daha evvel Bursa’da ve Gönen’de olduğu gibi onlarla beraber uyumamız icab etti. Hoş biz de yorgunduk, erkenden yatmış olduk, ama bebeler maalesef hemen uyuyamadı. Uyuduklarında da sürekli kıpraştıkları için bu sefer bizi uyutmadılar. Ertesi gün zombi gibi 6.30’da dikildiler. Şahika Hanım bari biraz uyusun diye onları bahçeye çıkardım. Bizim gürültümüze halaları da uyandı. Beraber kestane aramaya çıktık. Bir iki saat oyalandık. Şahika Hanım uyanınca beynim ipleri hemen attı ve o daha ayakkabısını giymeden ben gidip tekrar yattım 🙂

Kalabalık bir kahvaltı sonrasında salça işleri başladı. Bir iki leğen domates ve çuvallarca kırmızı biber yıkanıp doğranıp dev bakır leğende pişirilmeye başlandı. Bana da karıştırma vazifesi verildi ama çocukları bakıyorum bahanesiyle yırttım. Emrivakilerle aram iyi değildir.

Akşam Sakarya’da kalışımız netleşince bari dönüşü İznik üzerinden yapalım diye konuşmuştuk. Salça işi uzadıkça öğleden sonraya sarkmaya başladı. İznik’te biraz vakit geçirmek için akşam yemeğini beklemeden kesme yıkama işleri biter bitmez köyden müsaade isteyip ayrıldık.

Bir saatlik bir yolculuktan sonra İznik’e vardık. Buraya ilk gelişimiz de yine Sakarya üzerinden olmuştu. 2013 senesinde Ramazan Bayramı için bir kaç gün öncesinden Gönen’e gidiyorduk. Burdaki akrabalarımıza uğrayalım demiştik. Gönen’e gitmek için geri dönmemize gerek olmadığı, İznik üzerinden Gemlik’e geçebileceğimizi, ordan da normal bildiğimiz yoldan gidebileceğimizi öğrenince oruçlu oruçlu burayı ziyaret etmiş ve çok sevmiştik. Daha sonra tekrar gelme niyetimiz vardı. Nasip bu güneymiş.

İznik ayrı bir yazıyı hak ettiği için sadece bir giriş yapmış olalım. Devamını bir sonraki yazıda okursunuz inşallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: