Çocuklarla Söğüt’teki bahçemizi ziyaret ettik

Çocuklarla Söğüt’teki bahçemizi ziyaret ettik

Eylül ayında Rize’den Gönen’e 1300 km çocuklarla yalnız başıma gittiğimi anlattığım bir yazı kaleme almıştım. O ziyaretin sonrasında İstanbul’a evimize dönerken hem eşime hem de çocuklara yeni aldığımız Söğüt’teki bahçemizi göstermek istedim. Evet, Temmuz’da aldığımız bahçeyi ve içerisindeki “evi” henüz görmemişlerdi.

Aradan çok zaman geçtiği için hangi güzergahtan gittiğimizi tam hatırlayamıyorum ama İznik’e uğramadık sanırım. Bursa üzerinden gitmiş olabiliriz. Fotoğraflara baktığımda oraya vardığımızda saat 18:00 olmak üzereydi yani baya geç varmışız. Zaten amacımız şöyle bir bakıp eve dönmekti. Herhangi bir hazırlığımız yoktu. Olsaydı belki bahçede biraz oyalanır piknik yapabilirdik ama yapmadığımız iyi oldu çünkü çocuklar daha eve girer girmez arılarla karşılaştığı için ağlaya ağlaya arabanın içine kaçtılar. Ne kadar ısrar etsek de dışarı çıkmadılar. Bu benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu ama büyüyünce alışacaklar diye umuyorum. Sadece dönerken yalvar yakar bir iki fotoğraf çekebilmek için arabadan inmeye ikna edebildik. Gerçi bu durum yeni değil. Bu yaz İstanbul’da ormanda piknik yaparken de arılar denk gelince pikniğin çoğunu arabanın içinde geçirdiler.

Bahçede hemen hiç bir şey yapmadık. Evin içine girdik. Salonu inceledik. Banyoyu ve depoyu eşime gösterdim. Bahçedeki irili ufaklı fidanları, ateşlik dediğim derme çatma kulübeyi gösterdim. Neyi nasıl planladığımı anlattım. Bu planlar sürekli değişiyor gerçi. İnşallah bu baharda birşeyler yapmaya başlayacağız. Aslında kasım ayında elektrik sistemi için arkadaşımı götürecektim ama nasip olmadı. İlk fırsatta önce elektrik tesisatını, su tesisatını halledeceğiz. Evin mevcut bir elektrik tesisatı var ama aklımda başka planlar da var; bahçenin aydınlatılması, jeneratörlü veya güneş panelli olarak alternatif güç kaynakları gibi. Su tesisatı için de şu an oturduğumuz sitedeki tesisatçı abiden yardım alacağım. Zaten çok bir şey yok, mutfak ve banyo yan yana, bu ikisinin su tesisatını dışardaki bir depodan beslenebilecek şekilde ayarlayacağız inşallah. Bunlar sıva altı işlemler olacağı için önce bunları halledip sonra pencere ve kapıların değişimini yapacağız, yeni kapı ve pencere yerleri açacağız.

Mesela depoyu evin içine katacağız. Deponun kapısını ortadan kaldırıp oraya boydan boya pencere koyacağız, aynı pencere salonun duvarında da olacak. Banyonun mutfağın hemen yanındaki mevcut kapısını kaldırıp orayı duvar yapacağız. Banyonun depoya bakan tarafını kırıp depo ve banyo arasında küçük bir alan oluşturacağız. Kapıları karşılıklı burada olacak. Çamaşır makinesi ve tesisat kutusu da bu alana gelecek. Salonu da yatak odası ve mutfak olacak şekilde ikiye böleceğiz. Evin dışını tamamen çevreleyen bir veranda düşündüğümüz için içerde salon ve mutfak beraber olacak, salon dışarda camekanla kaplı bir alan olacak.

Planlar, planlar…

Evin çizimlerini Sketch Up’un ücretsiz versiyonu ile yapıyorum. Bir tanıdığımız fırsat bulursa bunu 3D olarak gerçekçi bir render haline getirecek. Böylece çizgifilm gibi değil de gerçek bir fotoğrafa bakıyormuş gibi planlarımızın son halini görebileceğiz.

Bu kadar evden bahsetmek yeter. Söğütte başka eğlenceli şeyler de yaşadık. Evle bahçeyle işimiz bitince karnımızı doyurmak için Söğüt’e indik. Zaten 10-15 dakike mesafede. Şehrin içinde arabayla turladık, daha önce ziyaret ettiğim camide namazlarımızı kıldık. Tarihi güzel bir camii var.

Söğüt Hamidiye Camii

Kapısında “gel gel” yapan ve Diriliş Ertuğrul dizisindeki başrol Engin Altan Düzyatan’a benzeyen bir figür olan restorana girdik. Yemeklerimizi yeyince Ertuğrul Gazi’nin türbesini ziyarete gittik. Bu ulu ceddimizin kabrine yakın olmaktan çok memnunuz.

Engin Altan gel gel yapıyor 🙂
Ertuğrul Gazi’yi ziyaret edip, dua ettik.

Ziyaretten sonra hava kararmıştı, nasılsa bizi kovalayan yok diye biraz oyalandık. Çocuklar bir park gördü, biz meşrubatlarımızı içerken onlar orda eğlendiler. Derken bir havai fişek patladı. Açık alanda olduğumuz için hemen görüyorduk. Çok hoşumuza gitti. Derken bir tane daha patladı. Bir daha bir daha derken, baktık bu bitmiyor. Söğütte bazı zamanlar şenlik oluyordu ama onu kaçırmıştık diye biliyorduk. Bu bitmek bilmeyen havai fişekler de neyin nesiydi?

Bulunduğumuz yerden kalkıp caddeye gittik. Fişekler buradan daha rahat izleniyordu. Bir sürü fotoğraf çektik. Tam “kimin düğünüyse paraya kıymış” diye düşünürken bir kortej geçmeye başlayınca durumu anladık. Biz Söğüt’e geldiğimizde 30 Ağustos idi. Bunlar da Zafer Bayramı kutlamalarıydı.

Havai fişek töreni bitince biz de yavaş yavaş yola koyulduk ve uzun bir aradan sonra İstanbul’a evimize döndük.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d