Anlatacak çok şey var aslında
Yazmakta biraz geç kaldığımdan bu minik dip notu en başa yazayım dedim.
Büyükada’da dolu dolu geçirilen iki gün bir gece. Uzun süredir hayalini kurduğumuz bir Büyükada turu..
Ne zamandır istiyorduk Büyükada’ya gitsek bir gece kalsak, uzun uzun gezsek diye. O zaman aklımıza düşüverdi, evlilik yıldönümümüzde adaya neden gitmeyelim dedik. Bu sene bizim 5. senemiz de olunca, böyle güzel bir organizasyonla birleştiriverdik. Aylar öncesinden otelimizde yerimizi ayırdık ve 28 Mayıs’ı beklemeye başladık.
O gün geldiğinde hava yüzümüze gülmedi, kapalı ve yağdı yağacak gibiydi. Ama biz yılmayıp, bu iki günün çook güzel geçeceğine inanarak yola çıktık. Hava kötü olsa kaç yazar? Büyükada’ya gidiyorduk, iki gün geçirecektik.
Giderken
Kabataş’a vardığımızda saat 14.30′du en yakın gemi 16.00′da vardı. Napalım bekleriz derken aklımıza Dolmabahçe Sarayı’nı gezmek geldi. Tam sarayın bahçesine girmiştik ki uzunca bir turist sırasının olduğunu gördük. Vazgeçip çay bahçesine yöneldik ve gemimizin saatini beklemeye başladık. Vapur saatlerini kontrol etmeden çıkmıştık, bizim kabahatimizdi. Aslında ido.com.tr’den bakmamız lazımdı.
Saatimiz geldiğinde ido’nun değil de, yanındaki özel şirketin vapuruna binmeye karar verdik. ido’nun aksine bunda biletler kişi başı 5 TL. ama vapur oldukça konforlu.
Büyükada- Meziki Hotel
Adaya indiğimizde, hemen otelimizin yolunu tuttuk. Çünkü hava kararmaya başlıyordu. Otelimiz iskeleden biraz uzaktı. Böyle olmasını ben özellikle seçtim. Adanın iç kısımlarını daha çok seviyorum. Her tarafı sakin, sessiz ama iç kısımlar daha başka.
Otele doğru giderken farkettim ki çoğu evler tadilattaydı. Daha yaz sezonu açılmamıştı. Çiçekler bile doğru düzgün açmamıştı. Olsun, adadaydık ya, hiç farketmez. Hem hava kapalı olduğu için çok kişi de gelmemişti, ada bize kalmıştı işte fena mı? Rahat rahat bisiklet sürebileceğiz anlamına geliyordu bu.
Sakin, sessiz sokaklardan (biraz da iphone’daki map’in yardımı ile) otelimizi bulduk.
Tam hayalimdeki gibi, eski, yıllanmış bir konaktı burası. İçerisi buram buram yaşanmışlık kokuyordu. Hemen orada yaşadığımı hayal ettim.. Koca konak sadece bizim. Ne güzel olurdu!
Odamız deniz manzaralıydı. Komşularımız da martılar..
Otelin içi tarihi dokuya sadık kalınarak döşenmiş. Eski mobilyalar, büfeler, oymalı koltuklar.
Rüyada olmalıydım. Kaç aydır hayalini kurduğum şey gerçek olmuştu işte. Adada bir gün ve eski bir konakta. Hayaller gerçek olabiliyormuş. Bunu anladım
Odamıza yerleştikten sonra, hem yemek yemek hem de akşam adayı turlamak için dışarı çıktık. Akşam yemeğimizi deniz kenarındaki Konak Restoran’da yedik.
Bir şeyler içmek için Kahve Dünyası’na gidelim dedik ama saat daha 21.00 olmasına rağmen kimse yoktu. Kapanmıştı. Biz de deniz kenarındaki çay bahçelerinden birine oturduk.
Sürpriz!
Otele dönüp odaya çıktığımızda eşim odadaki dolapları karıştırmaya başladı. “Hani trende dolapta atıştırmalık bir şeyler bulmuştuk belki burda da vardır, yanındaki komidine bakar mısın?” dedi. Ben de “Daha ilk geldiğimizde baktım, bak boş” derken içinde bir kırmızı bir kutu olduğunu fark ettim. İçini açınca bir de ne göreyim, canım kocam bana tek taş bir yüzük almış. Şok geçirdim. Çünkü eşim takıyı ve taşlı şeyleri hiç sevmez. Ama benim için almış. (Sözümüzde de taşlı yüzük takmıştı ama ben düşürdüm…)
5. yılımıza özel bir anımız daha oldu böylece..
Sabah – Kahvaltı
Sabah kahvaltımızı bahçeye hazırlamışlardı. Öyle güzeldi ki..
Kediler de eşlik etti kahvaltımıza. Hatta eşimin sayesinde “ortak” oldular. Neredeyse çıkıp kucağımıza oturacaklardı. Kahvaltımı zor kurtardım
Kahvaltıdan sonra, yukarıya çıkıp, balkonda kahve keyfi yapmaya karar verdik. Martı sesleri eşliğinde uzaktan İstanbul’u izledik. Martılar ve arada geçen fayton seslerinden başka ses yoktu. Bu an hiç bitmesin derler ya.. Ama daha gezilecek bir ada vardı. Rehavete gerek yoktu.
Planımız bisiklet kiralayıp adayı turlamaktı. Ama hava da hafiften atıştırıyordu. Otelden ayrılma vakti gelmişti artık..
Bisiklet Turu
Ada meydanına geldiğimizde kalabalıklaşmaya başladığını gördük. Günlerden Pazar’dı ve millet adaya akın etmişti.
Hemen bir bisikletçi bulup fiyat sorduk, saati 5 TL dedi. Bir yerlerde oturalım çay vs içelim sonra kiralarız dedik. İskeleye yakın tam dondurmacıların karşısındaki balkon gibi yere oturduk biraz.
Geri dönüp aynı bisikletçiye fiyat sorduğumuzda saatinin 3 TL olduğunu öğrendik!
Durur muyuz? Hemen kiraladık, sırt çantamızı da onlara emanet ettik.
Ada turumuz böylece başladı. Niyetimiz adanın etrafını dolaşmaktı. Ama yokuşlar insanı öldürüyordu malesef.
Büyük koruya kadar çıktık. Her yer et ve mangal kokuyordu. Uyarı olmasına rağmen! Bizim de yanımızda marketten aldığımız atıştırmalıklar vardı. Koruda onları yedik bir güzel. (Aclı dürüm lahmacun ve çikolata!)
Üstteki haritayı korunun meydanında mola verdiğimizde çekmiştim. Turumuz bittiğinde adada tam bir tur atmıştık. Aslında yarım tur oluyor. Adanın arka kısmını dolaşmadığımız için.
Bisikletleri emanet ederken 3 saat dolaştığımızı farkettik. Hava çok sıcak değildi, o yüzden bunalmamıştık. Yokuşlarda da pedal çevirmeden gitmek pek keyifliydi.
Artık gitme vakti gelmişti.. İki günlük kısa ama çok güzel bir ada tatili yapmıştık.
Dönerken aklımda acaba bir daha ne zaman geliriz sorusu vardı.
Sahi ne zaman gideriz;)
Haftasonu ne zamandır gitmek istediğimiz adalara gidelim dedik. Ramazan da geliyor, gezemeyiz, yaz bitmeden görelim istedik adanın güzelliklerini. Geçen sene Büyükada’ya gitmiştik. Bu sene Heybeliada’ya gidelim dedik. Sabah erkenden yine düştük yollara. Erken dediğim tam 10′du. 12′deki vapura yetişeceğiz.. Adalara giden vapur seferlerine ido.com.tr adresinden bakılabilir.
Tam iskeleye vardık, vapur kalkıyormuş, nasıl tıklım tıklım. Ağzına kadar dolu. Resmen balık istifi, herkesin adaya gidesi gelmiş. Peki dedik bindik biz de gemiye, güvertede zor yer bulduk. Denize bakan açık bir köşeye sıkıştık. Püfür püfür esen rüzgarla yolculuk yaptık. Ama erimeye gemide başlamıştık.
Kınalıada, Burgazada derken sonunda Heybeliada’ya vardık. Benim gönlüm Büyükada’dan yanaydı, geçen sefer orayı çok sevmiştim ama eşim bu sefer Heybeliada’ya gidelim orayı da görelim deyince ben de merak ettim.
Adaya iner inmez malum bir koku sarıyor etrafınızı. Egzos dumanındna kaçan şehir insanına bir imtihan saki. Her yerde faytonlar geziyor ve bu onların kokusu. Sağdan yürümeye başlıyoruz. Hafif eğimli tepeden çıkarken yolumuzu kesiyorlar ve “girişler sağ taraftaan” diye bağırıyorlar. Meğer orası mesire yeriymiş de giriş paralıymış. Ama ben belki yoldan geçip ada turu yapacağım, elimde piknik yapmaya yarayan hiç bir şey de yok. Olsun efendim geçemezsiniz, kişi başı 3 lira ödeyin öyle geçin. Herkes kuzu kuzu boyun eğiyor ve yol ortasında haraç! kesen magandaları böyle geçebiliyoruz. Heybeliada ile ilgili aklımda kalan kötü bir anı olacaklar ne yazık ki..
Mesire yerine girdiğimizde, insanların adaya piknik yapmak ve denize girmek için geldiklerini görüyoruz. Plaj yine paralı 30 tl ama siz ucuz olsun derseniz yol kesen amcaların plajına gidersiniz 7 lira verirsiniz. Evet plajı da kapatmışlar.
Biz piknik yapmayacağımızdan ve denize de girmeyeceğimizden dolayı adayı turlamayı tercih ettik. Ama bir daha aklımızda olsun o paralı yola girmesek de oluyormuş. Onun yerine faytona binmek daha güzel. Heybeliadayı şöyle bir turladıktan sonra Büyükada’ya geçmeye karar verdik. Çünkü duyduğuma göre orada Pazart sergisi kurulmuştu. Adaya geçeceğimiz vapuru beklerken limanın yanındaki çay bahçelerinden birine oturduk. Ben limonata içtim eşim de çay içti. Sıcak da olsa çaydan vazgeçemez. Limonata gerçekten güzeldi. Tam tavlaya başlamıştık ki vapur geldi, yarım bıraktık gemiye geçtik.
Adaya giderken 1,50 tl basan akbil adadan çıkarken 2,50 basıyor. Bu ayrıntıyı da yazayım dedim gidenlere rehber olması açısından.
Ve Büyükada. Heybeliada’dan daha çok seviyorum Büyükada’yı nedendir bilinmez. Daha bakımlı, daha temiz, daha yaşanası bir yer sanki.
Begonviller adanın her yanını sarmış. Pembe pembe çiçekleriyle evleri donatmışlar. Süslemişler adayı. Çok harika bir manzarası vardı.
Adaya gelinir de dondurma yemeden gidilir mi? Hemen yolun yanına dizilen dondurmacılardan dondurmalarımızı alıyoruz. Yabanmersinli dondurmayı ilk defa yedim ama tadı çok güzeldi, tavsiye ediyorum. Canımız bisikletlerde kaldı ama biz yaya dolaşmayı tercih ettik. Heybeliada’da bisiklet kiralamanın saati 3 lira, günlüğü 7 lira, Büyükada’da ise saati 5 lira, günlüğü 10,5 lira. Faytonlarla ada turu yapmak ise Büyükada’da 60 tl.
Pazart tezgahlarını ararken ada sahili boyunca tura çıktık. Sahil boyu birbirinden güzel evlerde sakin sessiz, bir hayat yaşıyordu insanlar. Ada sakinleri evlerinin bahçelerinde yemeklerini yiyip, çaylarını içiyorlardı. Ada ziyaretçileri ise adayı turlamakla meşguldüler. Bense eşimle birlikte adada yaşamak nasıl olur acaba onu hayal ediyordum. İki katlı minik bir ev ve bahçesi. Yeter de artar bile. Keşke adada yaşayan bir akrabamız olsaydı, onlardan çıkmazdım, yazı onlarda geçirirdim kesinlikle. Ama yok ne yazık ki..
Artık ayaklarımıza kara sular indiğinde saat de epey ilerlemişti, Pazart tezgahlarını hala bulamamıştım ki meydandaki saat kulesinin dibindeki sergilere sordum iskelenin solunda dediler. Orası hiç aklıma gelmemişti. Gemide yiyecek bir şeyler alıp hızlıca tezgahlara doğru yöneldik. Pazart, elişlerinin satıldığı tezgahlardan oluşuyordu. El işi cam takılar, küpeler, yüzükler, kolyeler. El yapımı çantalar. Hepsi çok güzeldi. Vapurun düdüğünün çalmasıyla birlikte, kendimizi vapura attık. Bir sonraki ada gezimize kadar veda ettik Büyükada’ya el salladık..
Sayfalar
Kategoriler
Blogroll
Etiket Bulutu
Son Yorumlar
- Faruk on Safranbolu
- Arzu on Safranbolu
- İstanbul Akvaryum - Kadın Sanat -dekorasyon, yemek, gezi, kültür sanat, kadınca on İstanbul Akvaryum’u Gezdik
- Hasan Civelek on İstanbul Akvaryum’u Gezdik
- İdo büyükada bilet | biletfiyatlari.info on 5. Yılımızı Büyükada’da Kutladık
Posted in 

































