Balkan gezimizin dördüncü günü: Kotor – Budva

Gezentigiller ailesi olarak 2016 Mayıs ayında evliliğimizin 10. yıl dönümünde gittiğimiz Balkan gezimizin 4. gününde gezi programlarında görüp iç geçirdiğimiz müthiş manzarası olan Karadağ’daki Kotor şehrine gittik. Buranın gezi programına dahil olduğunu en başta bilmiyordum. Öğrendiğimde çok sevindim. Gülhan’ın Galaksi Rehberi isimli tv programında burayı görmüş ve gitmek için can atmıştık. Kotor’dan sonraki durağımız Budva oldu.

Balkan gezimizin 3. günü: Blagaj, Mostar ve Trebinye için tıklayın.

Tur boyunca sabah çok erken saatlerde kalkmamıza rağmen 4. gün 9’da yola çıkacağımız için birazcık daha fazla uyuyabildik. Son kaldığımız Trebinye turistik amaçlı değil Dubrovnik mini turuna gidecekler için daha çok konum açısında tercih edildiğinden orada sağa sola koşturarak fazla yorulmamıştık zaten. Kahvaltımızı grubun diğer yarısının kaldığı büyük otelde yapıp yola çıktık.

Kırk dakika sonra Sitnica Sınır Geçişi’ne vardık. Burası aslında karayolunun üzerine kurulmuş bir gişe gibi. Tur rehberimizin deyişiyle Karadağ devleti buradan gelene geçene bilet kesiyor.

Bir saatlik bir yolculuğun ardından Kotor körfezinin girişindeki Kamenari iskelesine vardık. Körfezi dolaşmamak için beş dakikalık minik bir feribot yolculuğu yapıp karşı kıyıya geçtik. Aslında bütün körfezi feribotla dolaşıp Kotor’a varmak en güzeli olabilirdi.

Kotor körfezi İtalya’yı oluşturan çizmenin arkasındaki Adriyatik denizinin bir uzantısıdır. Koskoca dağların arasına gizlenmiş devasa bir göl gibi duruyor. UNESCO tarafından koruma altına alınan bu şehir tarihi yapısıyla ve eşsiz manzarasıyla Saraybosna ve Mostar’dan sonra tekrar tekrar görmek isteyeceğimiz yerlerden biridir.

Tur rehberimiz bizi Old Town / Eski Şehir denen meydana götürdü. Bu meydana 3 ayrı kapıdan giriş yapılabiliyor. Burada güzel korunmuş, tarihi dokusu bozulmamış, çok katlı taş binalar, kiliseler, sokaklar, kaldırımlar mevcut. Old Town’un arkasında bulunan dağ yolu 1000 basamaklı merdivenlerden oluşuyor ve asıl manzara işte orada başlıyor. Yazının ilerleyen kısımlarında bol bol fotoğraflarını göreceksiniz.

Tam meydanda sağa sola bakarken deli gibi çanlar çalmaya başlarsa ne olduğunu anlayana kadar ödünüz patlayabilir. İnsanlar bu korkunç sesten kurtulmak için kulaklarını tıkamak zorunda kalıyor. Bir kaç dakika çaldıktan sonra neyse ki susuyor.

Meydandaki saat kulesi 1602’de yapılmış. Hemen önünde bulunan küçük yapı “utanç sütunu” olarak adlandırılıyor. Eskiden ayıplanacak bir suç işleyenler buraya bağlanıp, üzerine yaptığı kabahat asılarak halka teşhir edilirmiş.

Tur rehberimizin anlatımı bitince bir iki saat serbest zamanımız oldu. Biz de sokaklar arasında kısa bir tur atıp asıl hedefimiz olan tv’de Gülhan’ın çıkmak için uğraştığı o 1000 basamaklı dağ yolunu aramaya koyulduk. Evlerin arasından sorup soruşturup o yolu bulduk ve adım adım ilerledik. Gülhan tamamına çıkabilmiş miydi emin değiliz ama biz çıkmaya niyetliydik. Fakat ne yazık ki o kadar zamanımız yoktu. İnternetten öğrendiğim kadarıyla çıkıp inmek 1.5 saati buluyormuş. Tabi bunun içine bir de her iki basamakta bir durup fotoğraf/video çekmeyi eklerseniz size en az 2 saat lazım. Bizim maalesef o kadar vaktimiz yoktu. Ancak yine de yolun büyük bir kısmına çıkmayı başardık. Eski taş patikalardan oluşan bu yol ve karşınızda yükselen doğal manzara gerçekten yorulmaya değer. Kotor’a giderseniz mutlaka bu patikaya bir şans verin.

Dağ yolu patikasında bir saat kadar harcayıp, geç kalıp gruba sıkıntı vermemek için geri döndük. Dönüşte meydanda Türkiye’den bir izci kafilesine denk geldik. Ortaokul yaşlarında çocuklar gezmeye gelmişlerdi. Gıpta etmemek ne mümkün. Biz o yaşlardayken başka ilçeye bile gitmiş değildik.

kotor - venedik duvarı

Kotor sahili güzel korunmuş, su içerisinde bulunan tarihi bir sura sahip. Şehrin etrafını kaplayan bu sur Venedikliler zamanında inşa edilmiş. İsmi de “Venedik Duvarı” olarak geçiyor. Fatih Sultan Mehmet Han zamanında Osmanlı toprağı olan Karadağ, Yugoslavya dağıldıktan sonra Sırbistan-Karadağ’ın bir parçası olmuş, bu birlik de dağılınca 2006’da bağımsızlığını ilan etmiştir.

Budva

Kotor’da çok güzel vakit geçirdikten sonra turumuza devam ederek bir başka Venedik sahil şehri olan Budva’ya doğru yola çıktık. Budva Kotor’a 22 km mesafede olduğundan çabucak vardık. Vardığımızda henüz öğleden sonra idi ve hava biraz kapanmıştı. Rehberimiz tarihi Budva Kalesi’nden başlayarak bizi yine kısa bir gezintiye çıkardı. Aslında rehberin anlatması çevreyi tanımak adına iyi olmakla beraber turlarda herşey çok hızlı ilerlediğinden kendi başımıza dolaşmak daha güzel geliyor bize.

Eski ve yeni şehir olarak iki ayrı kısımdan oluşan Budva taş evleri ve dar sokakları ile Alaçatı’yı andırıyor. Old Town yani Eski Şehir kısmı depremler nedeniyle oldukça zarar görmüş, bu nedenle buradaki pek çok yapı aslına uygun olarak restore edilmiş. Bu restorasyon sırasında kullanılan orijinal taşların üzerinde kırmızı boyalarla yazılmış numaraları hala görmek mümkün. Adamlar epey ince eleyip sık dokumuşlar.

Serbest zamanımızda ekipten bir kaç arkadaşla sahil boyu yürüyüp yemek yiyebileceğimiz bir mekan aramaya koyulduk. Hava kapalı olduğundan çok kalabalık değildi. Sahil boyunca yemyeşil bahçeler vardı. Biz yavaş yavaş yürüdükçe kara bulutlar dağlara doğru süzülüyordu. Hanıma “bu bulutlar dağlara çarpınca yağmur yağacak” dedim ama inandıramadım. Yürü babam yürü, yemek yiyebileceğimiz bir mekan bulamadık maalesef. Tabi restoran var ama bize göre bir mekan bulamadık. Yorulup başladığımız yere geri dönmeye karar verdik. Biz dönerken yağmur da peşimizden bastırdı. Neyse ki çok ıslanmadan bir kafeye oturduk. Ufak atıştırmalıklar ve sallama çayla geçiştirdik.

Aslında gezimizin dördüncü gününü İşkodra’da sonlandıracaktık ancak önceden belirtiği üzere bu durum gezinin durumuna bağlı olarak değişebilir ve Budva’da kalma ihtimali de vardı. Nitekim öyle oldu. Budva’da Bracera isimli, deniz kenarında oldukça güzel bir otelde kaldık. Biz dağa bakan kısmındaydık ama balkonumuzdan deniz görülebiliyordu. Şehirde 2-3 saatlik bir gezinti sonrasında otele yerleşmemiz çok iyi oldu. Bir önceki gün Trebinje’deki kötü otel deneyiminden sonra burası gönlümüzün 5 değil 10 yıldızını aldı diyebiliriz.

Otelde akşam yemeğimizi yedikten sonra şehri bir de akşam gezelim dedik ve dolaşmaya çıktık. Abur cubur stoğumuz bittiği için bir market bulup tedarik ettik. Organik marketteki devasa dolmalık biberler Şahika hanımın çok dikkatini çekti 🙂

Balkanlardaki 4. günümüzün sonunda otele erken varmamızın neticesi olarak güzelce dinlenme fırsatımız oldu. Ertesi gün rotamızda Arnavutluk’un başkenti Tiran var. Onu da bir sonraki yazımızda anlatalım inşallah.

 

Balkan turumuzun ilk durağı Belgrad

Bu yılın başında eşimi sahte bir Periscope yarışması ile kandırarak evliliğimizin 10. yıl dönümünde Balkan turu yapacağımızı söylemiştim. Çok şükür Mayıs’ın son haftası bu 8 günlük tatilimizi yaptık. 10. Evlilik yıldönümümüzde Ohrid’deydik. Şimdi daha önceki Karadeniz yazı dizisi kadar uzun tutmamakla beraber fırsat buldukça bu gezimizdeki yaşadıklarımızı, ziyaret ettiğimiz yerleri Continue Reading