Balkan gezimizin dördüncü günü: Kotor – Budva

Gezentigiller ailesi olarak 2016 Mayıs ayında evliliğimizin 10. yıl dönümünde gittiğimiz Balkan gezimizin 4. gününde gezi programlarında görüp iç geçirdiğimiz müthiş manzarası olan Karadağ’daki Kotor şehrine gittik. Buranın gezi programına dahil olduğunu en başta bilmiyordum. Öğrendiğimde çok sevindim. Gülhan’ın Galaksi Rehberi isimli tv programında burayı görmüş ve gitmek için can atmıştık. Kotor’dan sonraki durağımız Budva oldu.

Balkan gezimizin 3. günü: Blagaj, Mostar ve Trebinye için tıklayın.

Tur boyunca sabah çok erken saatlerde kalkmamıza rağmen 4. gün 9’da yola çıkacağımız için birazcık daha fazla uyuyabildik. Son kaldığımız Trebinye turistik amaçlı değil Dubrovnik mini turuna gidecekler için daha çok konum açısında tercih edildiğinden orada sağa sola koşturarak fazla yorulmamıştık zaten. Kahvaltımızı grubun diğer yarısının kaldığı büyük otelde yapıp yola çıktık.

Kırk dakika sonra Sitnica Sınır Geçişi’ne vardık. Burası aslında karayolunun üzerine kurulmuş bir gişe gibi. Tur rehberimizin deyişiyle Karadağ devleti buradan gelene geçene bilet kesiyor.

Bir saatlik bir yolculuğun ardından Kotor körfezinin girişindeki Kamenari iskelesine vardık. Körfezi dolaşmamak için beş dakikalık minik bir feribot yolculuğu yapıp karşı kıyıya geçtik. Aslında bütün körfezi feribotla dolaşıp Kotor’a varmak en güzeli olabilirdi.

Kotor körfezi İtalya’yı oluşturan çizmenin arkasındaki Adriyatik denizinin bir uzantısıdır. Koskoca dağların arasına gizlenmiş devasa bir göl gibi duruyor. UNESCO tarafından koruma altına alınan bu şehir tarihi yapısıyla ve eşsiz manzarasıyla Saraybosna ve Mostar’dan sonra tekrar tekrar görmek isteyeceğimiz yerlerden biridir.

Tur rehberimiz bizi Old Town / Eski Şehir denen meydana götürdü. Bu meydana 3 ayrı kapıdan giriş yapılabiliyor. Burada güzel korunmuş, tarihi dokusu bozulmamış, çok katlı taş binalar, kiliseler, sokaklar, kaldırımlar mevcut. Old Town’un arkasında bulunan dağ yolu 1000 basamaklı merdivenlerden oluşuyor ve asıl manzara işte orada başlıyor. Yazının ilerleyen kısımlarında bol bol fotoğraflarını göreceksiniz.

Tam meydanda sağa sola bakarken deli gibi çanlar çalmaya başlarsa ne olduğunu anlayana kadar ödünüz patlayabilir. İnsanlar bu korkunç sesten kurtulmak için kulaklarını tıkamak zorunda kalıyor. Bir kaç dakika çaldıktan sonra neyse ki susuyor.

Meydandaki saat kulesi 1602’de yapılmış. Hemen önünde bulunan küçük yapı “utanç sütunu” olarak adlandırılıyor. Eskiden ayıplanacak bir suç işleyenler buraya bağlanıp, üzerine yaptığı kabahat asılarak halka teşhir edilirmiş.

Tur rehberimizin anlatımı bitince bir iki saat serbest zamanımız oldu. Biz de sokaklar arasında kısa bir tur atıp asıl hedefimiz olan tv’de Gülhan’ın çıkmak için uğraştığı o 1000 basamaklı dağ yolunu aramaya koyulduk. Evlerin arasından sorup soruşturup o yolu bulduk ve adım adım ilerledik. Gülhan tamamına çıkabilmiş miydi emin değiliz ama biz çıkmaya niyetliydik. Fakat ne yazık ki o kadar zamanımız yoktu. İnternetten öğrendiğim kadarıyla çıkıp inmek 1.5 saati buluyormuş. Tabi bunun içine bir de her iki basamakta bir durup fotoğraf/video çekmeyi eklerseniz size en az 2 saat lazım. Bizim maalesef o kadar vaktimiz yoktu. Ancak yine de yolun büyük bir kısmına çıkmayı başardık. Eski taş patikalardan oluşan bu yol ve karşınızda yükselen doğal manzara gerçekten yorulmaya değer. Kotor’a giderseniz mutlaka bu patikaya bir şans verin.

Dağ yolu patikasında bir saat kadar harcayıp, geç kalıp gruba sıkıntı vermemek için geri döndük. Dönüşte meydanda Türkiye’den bir izci kafilesine denk geldik. Ortaokul yaşlarında çocuklar gezmeye gelmişlerdi. Gıpta etmemek ne mümkün. Biz o yaşlardayken başka ilçeye bile gitmiş değildik.

kotor - venedik duvarı

Kotor sahili güzel korunmuş, su içerisinde bulunan tarihi bir sura sahip. Şehrin etrafını kaplayan bu sur Venedikliler zamanında inşa edilmiş. İsmi de “Venedik Duvarı” olarak geçiyor. Fatih Sultan Mehmet Han zamanında Osmanlı toprağı olan Karadağ, Yugoslavya dağıldıktan sonra Sırbistan-Karadağ’ın bir parçası olmuş, bu birlik de dağılınca 2006’da bağımsızlığını ilan etmiştir.

Budva

Kotor’da çok güzel vakit geçirdikten sonra turumuza devam ederek bir başka Venedik sahil şehri olan Budva’ya doğru yola çıktık. Budva Kotor’a 22 km mesafede olduğundan çabucak vardık. Vardığımızda henüz öğleden sonra idi ve hava biraz kapanmıştı. Rehberimiz tarihi Budva Kalesi’nden başlayarak bizi yine kısa bir gezintiye çıkardı. Aslında rehberin anlatması çevreyi tanımak adına iyi olmakla beraber turlarda herşey çok hızlı ilerlediğinden kendi başımıza dolaşmak daha güzel geliyor bize.

Eski ve yeni şehir olarak iki ayrı kısımdan oluşan Budva taş evleri ve dar sokakları ile Alaçatı’yı andırıyor. Old Town yani Eski Şehir kısmı depremler nedeniyle oldukça zarar görmüş, bu nedenle buradaki pek çok yapı aslına uygun olarak restore edilmiş. Bu restorasyon sırasında kullanılan orijinal taşların üzerinde kırmızı boyalarla yazılmış numaraları hala görmek mümkün. Adamlar epey ince eleyip sık dokumuşlar.

Serbest zamanımızda ekipten bir kaç arkadaşla sahil boyu yürüyüp yemek yiyebileceğimiz bir mekan aramaya koyulduk. Hava kapalı olduğundan çok kalabalık değildi. Sahil boyunca yemyeşil bahçeler vardı. Biz yavaş yavaş yürüdükçe kara bulutlar dağlara doğru süzülüyordu. Hanıma “bu bulutlar dağlara çarpınca yağmur yağacak” dedim ama inandıramadım. Yürü babam yürü, yemek yiyebileceğimiz bir mekan bulamadık maalesef. Tabi restoran var ama bize göre bir mekan bulamadık. Yorulup başladığımız yere geri dönmeye karar verdik. Biz dönerken yağmur da peşimizden bastırdı. Neyse ki çok ıslanmadan bir kafeye oturduk. Ufak atıştırmalıklar ve sallama çayla geçiştirdik.

Aslında gezimizin dördüncü gününü İşkodra’da sonlandıracaktık ancak önceden belirtiği üzere bu durum gezinin durumuna bağlı olarak değişebilir ve Budva’da kalma ihtimali de vardı. Nitekim öyle oldu. Budva’da Bracera isimli, deniz kenarında oldukça güzel bir otelde kaldık. Biz dağa bakan kısmındaydık ama balkonumuzdan deniz görülebiliyordu. Şehirde 2-3 saatlik bir gezinti sonrasında otele yerleşmemiz çok iyi oldu. Bir önceki gün Trebinje’deki kötü otel deneyiminden sonra burası gönlümüzün 5 değil 10 yıldızını aldı diyebiliriz.

Otelde akşam yemeğimizi yedikten sonra şehri bir de akşam gezelim dedik ve dolaşmaya çıktık. Abur cubur stoğumuz bittiği için bir market bulup tedarik ettik. Organik marketteki devasa dolmalık biberler Şahika hanımın çok dikkatini çekti 🙂

Balkanlardaki 4. günümüzün sonunda otele erken varmamızın neticesi olarak güzelce dinlenme fırsatımız oldu. Ertesi gün rotamızda Arnavutluk’un başkenti Tiran var. Onu da bir sonraki yazımızda anlatalım inşallah.

 

Bahar geldi, evde durmak yok!

Arabaları yolda bırakan, 25 km mesafeyi tam 10 saatte aldıran karakış sanki dün gibiydi ama geçti gitti. Artık bahar mevsimindeyiz. Yollarda gördüğümüz irili ufaklı, beyazlı pembeli çiçek dolu ağaçlar, taptaze yeşil çimenler size de arabayı kenara çekip çimlerin üstünde yatıp yuvarlanma hissi uyandırıyor mu? Bahar geldiğine göre artık yavaş yavaş Continue Reading

Uzun bir aradan sonra Belgrad Ormanı

Evimiz Bahçeşehir Gölet’e yakın olunca -ve havalar da pek müsait olmayınca- Belgrad Ormanı’nı biraz ihmal ettik. Burası bahar aylarında yemyeşil doğasıyla cezbettiği gibi kışın da harika manzarasıyla mutlaka gidip görmek istediğimiz bir yer bizim için. Hal böyle olunca araya daha fazla hasret girmesin deyip soluğu ormanda aldık. Genelde sadece kalabalık olduğumuzda Continue Reading

Otopark.com ekibiyle Beykoz’da test sürüşü – [video]

Gezentigiller yeniden dört teker üstüne çıkalı beri bir fırsat olsa da kendimizi sağa sola atsak diyorduk. Bu Perşembe neredeyse üç aydır peşinde koştuğumuzu bir fırsatı değerlendirme şansı bulduk: Türkiye’nin en iyi otomobil test ekibi Otopark.com ile test sürüşü!

Otopark.com nerdeyse bir yıldır yakından takip ettiğimiz otomobil üzerine kurulu bir YouTube kanalı. Ayrıca çok aktif bir forumları da bulunuyor. Kurucu ve yöneticileri And Çetin ve Sinan Koç diğer otomobil test kanallarından çok farklı bir çizgiye sahipler. Diğer test sürüşü kanalları gibi motomot değil, sanki iki üç arkadaş otomobile atlayıp gerçekten alıcı gözüyle arabayı inceliyormuş gibi çalışıyorlar. Normalde test videoları 10-15 dakikayı geçmezken Otopark’ın 45 dakikalık videolarına bile rastlayabilirsiniz. Hal böyle olunca çok farklı bir takipçi kitlesine sahip oluyorlar. İşte bu kitle “alın arabamı test edin” diyenlerle dolu olduğu için bu sene “Otopark.com arabamı test etsin” başlığı altında video serisine başladılar.

Ben de araba daha ilk haftasındayken Otopark ekibine aracı alıp test edebileceklerini yazmıştım. Meğer onlar çoktan böyle bir kampanyayı başlatmışlardı bile. Bu konuyla ilgili foruma başlık açıp paylaşabileceğimi söylediler. Oradaki hareketliliğe göre testleri yapıyorlardı. Nihayet üç aylık bir bekleyişten sonra bizim Kia Soul de listeye girdi. Üstelik Fiat 500x ile karşılaştırmalı test yapılacaktı.

Kar kış derken program biraz aksasa da dün sıcağı sıcağına kış lastiklerini taktırıp bugün sabah erkenden yola çıktım. Çekimler soğukta ve dışarıda yapılacağı için Şahika hanım katılamadı. Sonra pişman olmadı değil 🙂

Saat 11’de Beykoz’da Sinan Koç ve ekibiyle buluşup kendimizi etrafı karla kaplı yollara attık. Beykoz’un bu kadar derinlerine hiç gitmemiştim. Hele karlı havada.

Çekimin ilk saatlerinde hava epey soğuktu ve kar da yağıyordu. Otopark ekibinin özel plakaları yapışmak bilmiyordu. Zar zor plakaları yapıştırıp çekime başlayabildik. Bu esnada başka bir test ekibi de ayni yerde çekim yapıyordu. Beykoz demek ki sadece dizilerin değil test sürüşü yapanların da favori mekanı.

Ekip harıl harıl dış çekimleri bitirince iç çekimleri yapmak için yol ortasından daha rahat bir alan aramaya koyulduk. Bir derenin kenarında yarısı karla kaplı geniş bir alan bulduk. Derenin üstünde köprü de vardı. İç çekimleri burada yaptılar. Sinan hoca sağolsun burda bize makaron ikram etti. Bizim hanım bunu çok sever, gelmediğine üzülecek deyince Instagram üzerinden hemen mesaj gönderip nazire yaptık 🙂 Sonra makaronları ona götürmem için bana verdi sağolsun.

Burada epey vakit geçirdikten sonra kalan bir kaç çekimi tekrar yolda yapmak icab ediyordu. Buraya çok yakın bir yerde harika bir Karadeniz evi gördük. Hemen yanında naylası bile vardı. O evin yakınlarında kalan çekimleri de yapınca sıra anlatımlı çekimlere geldi. 

Ben sadece kendi aracım için anlatımlı çekimlere katılacağımı sanıyordum. Sinan hoca açılış konuşmasında ikisini de beraber yapacağız deyince eyvah dedim. Aslında hayalimde; Sinan ve And hocalar anlatır, ben arka koltukta bir kenara ilişir, sorulan sorulara kaçamak cevaplar verir yırtarım diyordum. Öyle olmadı 🙂 And hoca zaten yoktu. Sinan hoca benle şoför mahallinde kalakaldı. Önce 10 dakika 500x ile dolaştık. Sonra bizim arabayla biraz daha fazla vakit geçirdik.

Bir ara bizim arabayla virajlarda hız yaparken kendimi camdan uçacakmış gibi hissettim. O anki yüz halimi görmek bile istemiyorum. 

Sorulara cevap verebildim mi bilemiyorum.. Videoları inşallah izleyip beraber ağlarız 🙂

GÜNCELLEME:
Tam bir hafta sonra Otopark.com videoyu yayınladı. Neyse ki korktuğum yerleri zaten silmişler 🙂 Mahkeme suratıma ve kerpetenle ağzımdan dökülen cümlelere dayanabilecekseniz buyrun izleyin 🙂

Bahçeşehir Gölet Kışın Bir Başka Güzel

Bugün dahil son bir kaç gündür devam eden kar İstanbul’u hatta bütün Türkiye’yi etkisi altına aldı. Geçtiğimiz Cuma akşamı biz de bu kardan nasibimizi aldık. Maalesef bir önceki yazıda çamura battığımız gibi bu kez de trafikte kaldık. Üstelik tam 10 saat.. Akşam 19:00’da Davutpaşa’daki işyerimden çıkıp sabah 05:00’de Ispartakule’de evime varabildim. Ha bugün ha yarın alırız dediğim için henüz aracımızda kış lastikleri yoktu. Ancak çok şükür 25 km’lik yol boyunca araba hiç kaymadı, patinaj da yapmadı. Sağımda solumda patinaj yapanlar, üzerime doğru kayanlar oldukça salavat getirip hiç gaza basmadan usul usul devam ettim. Bir ara rampanın birinde önümdeki koca kamyon geri geri kaymaya başlayınca epey korktum. Çok şükür Ispartakule gişelere kadar 2 bayır, 3 de rampa çıktım. Gişelerden sonra Bizimevler’e giden yol epey rampa olduğundan -bir de üzerinde 10 saatlik kar yağışı olduğundan- o son rampayı çıkamadım. Aracı kenara çekip eve yürüdüm. Zaten 500 m filan kalmıştı.

O gece kütük gibi uyuyup ertesi gün arabayı  kontrol ettim. Diğerleri ile beraber yolun kenarında kuzu kuzu duruyordu.  Cep telefonum soğukta çalışmadığından fotoğrafını çekemedim. Rampanın sağında yine Bizimevler’e giden bir tünel ve daha dik bir rampa vardı. Oraya girenler hepten kalmıştı. Dün dahi arabalar orada duruyordu. Yolun içerisinde dahi arabalar kaldığından kar küreme araçları girememişti.

Dün hava çok güneşli idi. Arabamızı belki çıkarabiliriz deyip eşimle birlikte gittik. Küreğimiz olsaydı işimiz çok kolaydı ama henüz küreğimiz de yoktu. Kar eldivenleriyle arabanın arkasındaki karı 3-4 kere dinlenerek ellerimle yan tarafa attım. Buzları temizledim. Sonra çok şükür geri geri giderek aracı kardan çıkardım.

Hava güzel olur, arabamız çalışır da biz durur muyuz.. Hemen yakınımızdaki Bahçeşehir Gölet’e gitmeye karar verdik. Nasılsa ana yollar temiz diye lastikler konusunda bir tereddütümüz olmadı. Göletin girişine arabayı park ederek karların içerisinden bata çıka gölete vardık.

Bundan sonrası için artık kelimeler kifayet edemeyeceği için sizi harika gölet manzaraları ile baş başa bırakalım.

Dün sosyal medyada bir kısmını paylaştığımız bu yazıdaki fotoğrafları Başakşehir Belediyesi de çok sevdi ve bizden istedi. Orada da görürseniz şaşırmayın 🙂

 

Çamura Battık!

Geçtiğimiz Cumartesi günü kar yağdığını görüp sevinen biz Gezentigiller, güzel fotoğraflar çekmek umuduyla Bahçeşehir gölete gitmeye karar verdik. Evden çıkarken lapa lapa yağan kar malesef Gölet’te pek tutmamıştı. Biz de, biraz turlayıp eve döneriz diye düşünüp Kelebekler Vadisi’ne doğru yola koyulduk.. Kelebekler Vadisi Bahçeşehir’in üst kısımlarında yer alan bir bölgeymiş Continue Reading

Haftasonu Gezimiz: Bahçeşehir Gölet ve Flamingo Köy

Hafta sonu havayı güneşli görüp biraz dışarı çıkalım istedik. Cumartesi günü yakınımızda olan Bahçeşehir Gölet’e gidip biraz hava aldık. Ardından Pazar günü kendimizi tutamadık ve Çatalca’da bulduk. Çünkü Gezentigiller olmak bunu gerektirir 😀

Bahçeşehir Gölet

golet-1 golet-2 golet-3 golet-4 golet-5   golet-8 golet-9 golet-10

Yıllar yıllar önce (10 sene kadar) bizim maceramız Bahçeşehirde başlamıştı. Gezentigil Hasan’ın işi ve ilk evimiz oradaydı. Sonra yıllar bizi savurdu, biz şehrin içinde yaşamaya karar verdik.. Daha sonra bunun da iyi bir karar olmadığını anladık. Sakinliğe geri dönmek istedik. Ve yine buradayız 🙂

Tabii Bahçeşehir bu zamanda bir hayli değişmiş, binalar çoğalmış.. Ama gölet aynı güzelliği ile yerinde duruyor.

Gölet içinde restoranlar var ama hava güzelse çimlere de yayılabilirsiniz. Gerçi bizim gölette piknik konusunda daha önce dilimiz epeyce yanmıştı ama.. Artık değişmiştir diye umut ediyoruz.

Hava soğuk olduğundan dolayı biraz yürüdük ve dinlenmek için bir banka oturmuştuk ki orada oturup güneşlenen bu sevimli kedicik geldi bize sokuldu. Biz onu rahatsız etmemek için yanına bile yaklaşmadık ama çok üşümüş olmalı ki kendi geldi ve uzun bir süre kucağımızdan inmedi. Uyudu, mırıldadı.. Bizim de canımız onu orada bırakıp eve dönmek istemedi.. Ama maalesef onu bırakıp arkadan el sallamak zorunda kaldık. O hala bankta oturuyordu 🙂

golet-7

golet-6

golet

Çatalca’da güzel bir yer: Flamingo Köy

Açıkçası biz yola Cesur ve Güzel dizisindeki Korludağ kasabasını bulmak için çıkmıştık 🙂 Dizideki görüntüler ve manzaranın güzelliği bizi mest etti. Bazı bölümlerinin de Çatalca’da çekildiğini duymuştuk. Neresi olduğuna bakalım derken o güzel çiftliğin Polanezköyde olduğunu öğrendik..

 

flamingokoy-6

flamingokoy-1 flamingokoy-2 flamingokoy-3 flamingokoy-4 flamingokoy-5

golet-11

Biz de madem Çatalca’ya geldik, biraz dolaşalım istedik. Etrafta ne var ne yok araştırırken Flamingo Köy ismi dikkatimizi çekti. İnternetten baktığımızda içinde flamingolar olduğunu gördük. Durur muyuz? Hemen rotamızı oraya çevirdik.

Bulmak hiç zor olmadı, Çatalca merkezden biraz daha ileri gidip Gökçeali köyüne geliyorsunuz. Köprüyü geçtikten sonra soldaki ilk yola girerek cevizlik sokak boyunca 250 mt gidiyorsunuz. Yolunuzun üstünde oluyor zaten. Tabelalarda yol gösteriyor.. Biz yine de haritayı buraya ekleyelim:

Flamingo Köy’de Neler Var?

Biz Aralık ayında gittiğimiz için oldukça soğuktu. Girişte sanki bir eve gidiyormuşsunuz hissiyatı oluşuyor. Gerçekten girişte güzel bir ev ve havuzu sizi karşılıyor. Güzel bahçede biraz daha yürüdüğünüzde karşınıza kocaman bir mangal çıkıyor. Tam onun kokusunu içinize çekerken Flamingoları görüyorsunuz 🙂 Biz ufak çaplı bir şaşkınlıktan sonra flamingoları fotoğraflamaya koyulduk. Çünkü ikimizde hayatımızda ilk defa canlı canlı flamingo görüyorduk.

Sadece flamingo değil, küçük gölette ördekler de yüzüyordu. Hatta uçarak pike yaptıkları bile oluyor.

Onların dışında kahvaltı ve mangal servisleri de var. Etleri yine içindeki kasaptan siz seçiyorsunuz. Onlar pişirip servis ediyorlar. İçeride sıcacık sobanın üstünde ekmek de kızartıyorlar.

Sanırım daha çok yazlık olarak düşünülmüş bir mekan. Çünkü kapalı alanı biraz dardı. Ama bahçede bir çok masa vardı.

Tesisin arkasından geçen Karasu deresinde balık tutup üzerinde deniz bisikletine binebiliyorsunuz. Tabii hava soğuk olduğu için bunları biz yapmadık.

Fiyatlar:

Et kilo: 130 tl
Köfte kilo : 90 tl
Tavuk kilo: 70 tl
Kahvaltı: 50 tl

İsterseniz onlar pişirip size getiriyor, dilerseniz de mangal başında kendiniz pişiriyorsunuz. Çayı ikram ediyorlar sağolsunlar hem de termosla önünüze getiriyorlar.

Daha önce gittiğimiz Antik Köy’de de fiyatlar bu civardaydı. Tamam mekanlar güzel, ama fiyatlar çok pahalı. Neden insanlara sanki orayı kiralıyormuşcasına fiyatlar sunuyorsunuz? Etin ve tavuğun fiyatları zaten belli. Hizmet için alınan fiyatlar çok pahalı. Buradan yetkililere seslenmek istiyoruz..

Biz yemeğimizi yiyip çayımızı içtikten sonra, inşallah bir dahaki sefere İlkbahar’da yine gelelim diyerek oradan ayrıldık..

Böylece güzel bir haftasonunu daha geride bırakmış olduk..

Karadeniz Gezisi 13-16. günler: Rize Kıbledağı Camii, Erzurum Ziyareti ve Dönüş

Neredeyse bir yıldır yaza yaza bitiremediğimiz Karadeniz gezimizin son bölümüne geldik.

Normalde bir haftalık yıllık izin kullanan kişiler olarak iki haftalık bu uzun tatil aslında çok yorucu oldu. Kağıt üzerinde şuraya şuraya gidilecek diye not aldığımız günlerin arasına hiç boşluk koymamıştık fakat gerçekte iki gün üstüste bir yere gitmek hele de uzun bir araba yolculuğu ve sonrasında yine uzun yürüyüşler varsa çok yorucu oluyormuş, bunu anladık. Bundan sonraki planlarımızda mutlaka istirahatleri araya serpiştirmek icab edecek.

Kıbledağı Camii IMG_4521

Gezimizin son günlerinde yeni açılan “Kıbledağı Camii” görmeye gittik. Burası Güneysu ilçesinde 1800 m rakımlı, bölgeye oldukça hakim bir tepenin üzerinde yer alan şirin bir cami. Aslında burada yıllardır bir camii vardı fakat eski ve yetersizdi. Burası çevresiyle birlikte yeniden düzenlenerek hizmete açıldı. Fakat arazi yetersiz olduğundan mesela bizim gittiğimiz zamanda park yeri sorunu vardı. Aracı uzağa park edip dik yokuştan yürümek zorunda kaldık. Evet buranın yolu oldukça dik. Son bir kaç kilometrede araçlar nefes almakta zorlandıklarından mıdır bilemiyoruz epey güçten düştüler. Gerçi kalabalık bir şekilde gitmiştik. Fakat bütün arabalar yol dikleştikçe ve yükseğe çıkıldıkça çaptan düşmeye başladılar.

Kıbledağı Rize’nin büyük bir kısmını görebiliyor fakat talihinize hava bulutlu değilse ancak bu manzarayı yakalayabiliyorsunuz. Oraya kadar çıkmışken buluttan başka bir şey göremeyince şaşırıp üzülmemeniz gerekiyor. Biz ucundan kenarından manzarayı yakaladık diyebiliriz. Gözümüzün önünde saniyeler içerisinde etrafı bulut kapladı. Hatta bir dahakine şöyle bir plan geliştirdik. Kıbledağı şehir merkezinden görünmezken bizim 25 km uzaktaki köyümüzden görünüyor. Kıbledağı’na çıkmak istediğimizde köyden birini arayıp havanın durumunu öğrenip ona göre çıkacağız :)))

Erzurum Ziyareti (700 km)

IMG_5erzurum115

Gezimizin sondan ikinci gününde Erzurum‘un hemen yakınlarında küçük bir arazi alıp arıcılık yapan büyük dayımızı ziyaret etmeyi planlıyorduk. Duyduğumuz kadarıyla burada bir baraka-ev yaptırmıştı. Tatile beraber çıktığımız kuzenimiz ailesi ile hanımköye (Giresun) geçtiğinden tek araba olarak yola çıktık. 250 km’lik uzun bir yol bizi bekliyordu.

Erzurum’a Rize’nin İkizdere ilçesi üzerinden Ovit Yaylası‘nı geçerek gittik. Buralar yıllar öncesine göre oldukça güzelleşmiş, dağ başları otoban kalitesinde yollarla kaplanmıştı. Gerçi yolun tamamı bitmemişti. 10 km’lik Ovit tüneli tamamlandığında bu dağ başlarından gitmek icab etmeyecek belki ama bu manzaralar da kolay kolay vazgeçilir gibi değil.

Ovit geçidinde durup mola verdiğimiz bölgeye çok yakın bir yerde meğer irili ufaklı krater gölleri varmış. Biz sonradan öğrendiğimiz için bunlara gidemedik.

erzurum

erzurum

Rize ile Erzurum iklim ve bitki örtüsü bakımından gerçekten çok farklı. İkizderede çamları  dereleri seyrede seyredere giderken birden etraf değişiyor. Kupkuru çorak tepelerin arasından ince suların kenarında uzun kavak ağaçlarından başka bir şey bulamıyorsunuz.

IMG_3266erzurum

İspir üzerinden 4-5 saatlik bir yoluluk sonrasında dayımızın barakasına vardık. Burada bir kaç saat geçirip Erzurum’u dolaşıp dönmeyi planlıyorduk ama yolculuk çok yorucu olduğundan ve dayımız bizi bırakmadığından geceyi orda geçirmeye karar verdik.

Baraka gerçekten iyi hazırlanmıştı. İçi çok genişti. İki büyük odası, salonu, salona bitişik mutfağı ve dışarıda tuvaleti vardı. Arı kovanları da hemen bahçede idi. Maşallah uslu hayvancıklar, hiç rahatsızlık vermediler.

IMG_3erzurum245

Vardığımızda daha erken olduğu için dayımız bizi şehir turuna çıkardı.

erzurum

erzurum

erzurum

erzurum

erzurum

erzurum

erzurum

Öncelikle Abdurrahman Gazi türbesini ziyaret ettik. Sonra çarşıda kısa bir tura çıktık. Çifte minareli medrese biz gittiğimizde restorasyondaydı. O yüzden içine giremedik 🙁 Kısa bir şehir turunun ardından oltu taşı satan bir çarşıya geldik. Genellikle tesbih ve kolye yapılan bu taş oldukça pahalıya satılıyordu.

erzurum erzurum

Erzurum bir kaç kilometre uzakda gündüz belli belirsiz seçilirken gecenin karanlığında içi altın dolu bir hazine gibi şırıl şırıl parlıyordu. Etrafta Erzurum’dan başka ışık kaynağı olmadığından barakada gökyüzü harika görünüyordu. Aynı gökyüzünü İstanbul’da bulmak çok zor.

erzurum

Sabah kalktığımızda leylekler çoktan tarlaya inmişti 🙂 Biz de güzel bir kahvaltının ardından Rize’ye dönüş için yola çıktık.. Kahvaltımızın olmazsa olmazı tabii ki tazecik “bal” dı 🙂

erzurum

 

Dönüşü aynı yoldan yapmamak, daha başka yerler de görebilmek için Bayburt ve Gümüşhane üzerinden Maçka’ya ordan da Trabzon’a gitmeyi tercih ettik.

Gümüşhane/Maçka arasındaki Zigana tünelinden geçerken bir şehir efsanesinin gerçekliğine tanık olduk. Tünelin bir ucu günlük güneşlikken diğer ucunda yağmur yağıyordu 🙂

zigana

640 km’lik bir yolculuk yapıp Rize’ye döndükten sonra ertesi gün 1200 km’lik İstanbul dönüşü bizi bekliyordu:) Maalesef tatilin bu son demlerinde çok yorulduk. Bilhassa son günlere bu kadar uzun bir yolculuğu planlamamak gerekiyordu. Bunu düşünemedik. Ama çok şükür yorgun da olsak sağ salim, kazasız belasız bir şekilde evimize vardık. Dönüşte Giresun Görele’de  @visnap‘a ve Kastamonu’daki arkadaşlarımıza uğramayı ihmal etmedik.

Böylece uzun bir süredir yazmaya çalıştığımız Karadeniz turumuzu bitirmiş olduk. Gezerken ayrı, yazarken ayrı yorulduk :))

Eğer daha önce gitmediyseniz Karadeniz’i mutlaka gezin. Memleketimizin her köşesi çok güzel..

Karadeniz Gezisi 9-12. günler: Artvin Borçka Karagöl

2015 Yazında kuzenlerimizle gittiğimiz uzun Karadeniz gezimizi yıl dönümünden önce bitiremeyeceğiz gibi görünüyor 🙂 Geçen seneki bu yolculuğumuza başlamamızın sebebi Bursa’da yaşayan öğretmen kuzenimin ailesiyle birlikte 3 aylık yaz tatilinde Rize’de uzun uzun kalacak olmasıydı. Onlarla birlikte güzel bir tatil geçirmek için biz de iznimizi uzatıp peşlerine düşmüştük. Ben bu Continue Reading

Haftasonundan kalanlar: Belgrad Ormanında kahvaltı, 3. köprü, Rumeli Feneri

Merhabalar,

Geçtiğimiz haftasonu anneler gününü de fırsat bilerek bir pazar gezintisi yapalım istedik. Annemizi ve ablamızı da alıp önce Belgrad Ormanında piknikli kahvaltı yapıp sonra da 3. köprüyü görmek için Rumelifeneri’ne geçtik. Orayı keşfettiğimiz yazımız burada.

Belgrad Ormanı ve Kahvaltı Pikniğimiz

Pazar sabahı olduğu için çok da erken kalkmadık. 10.00 gibi kalkıp kahvaltı bile yapmadan yollara döküldük. Normal’de Tem’den gidip Kemerburgaz çıkışından çıkıyorduk. Bu sefer Tem’de kaza olduğu için Habibler yolunu tercih ettik. Orada kısa bir kabir ziyaretinden sonra (eşimin dedesi orada medfun) Göktürk üzerinden Belgrad Ormanına vardık. Buraya kısa bir not düşeyim, Belgrad Ormanı pazar günleri inanılmaz kabalık oluyor. Dernekleri piknikleri  olduğundan gürültüden geçilmiyor malesef. Gürültü kirliliği yaşanıyor. Biz normalde Neşet Suyu tarafına gider, yürüyüş parkurunun orada pikniğimizi yapardık. Bu sefer Ayvad Bendi tarafına girdik ve malesef masa bulamadık. Yer örtümüzü serip onda kahvaltı-pikniğimizi yaptık.

Belgrad Ormanı

Belgrad Ormanı

(Gezentigil Hasan kitap keyfi yaparken yakalandı:D )

Belgrad Ormanı Belgrad Ormanı Belgrad Ormanı Rumeli Feneri   Belgrad Ormanı

Menümüzde yaprak sarması, minik kekler, açma, börek, peynir – ekmek kahvaltılıklar ve termosta çay vardı 🙂 Biz bazen Bim’den aldığımız abur cuburla orada piknik yapıyoruz, adına da Bim Pikniği diyoruz 😀

Neyse, kahvaltımızı yaptıktan sonra Ayvad Bendine yürüdük. Onun da çevresinde piknik yapanlar vardı.

Günün en güzel anıysa, gölün etrafında dağ çileği bulmamız oldu. Daha önce Rize’de topladığımız dağ çileklerini burada görmek bizi şaşırttı. Biraz toplayıp eşimin çocukken yaptığı gibi kendi ipine dizdik. Bir güzel yedik 🙂 Kokusu ve tadı çok hoş. Siz de denk gelirseniz tadın mutlaka.

Rumeli Feneri ve 3. Köprüye Bakış

Uzun zamandır 3. köprünün yapıldığı yere gitmemiştik. Hazır o tarafa yakınken bir bakalım ne alemde dedik. Orman içinde trafik olur diye düşündük ve Kemerburgaz üzerinden Sarıyer oradan da sahile inmeden Rumeli Fenerine gittik direk. Giderken Köprü arz-ı endam ediyordu tüm güzelliği ile. Hava biraz kapanmaya ve soğumaya başlamıştı. Biz de fenerin oradaki kaleye gittik en önce. Orada biraz fotoğraf çekip, fenerin yanına gittik. Bir çay bahçesi bulmak umuduyla ama malesef bir balık lokantası vardı sadece. Bizim de karnımız tok olduğundan yola devam etmeye karar verdik. Çünkü akşam Galatasaray’ın maçı vardı ve yollar kilitlenmişti şimdiden.

Rumeli Feneri

IMG_8122  3. köprü rumeli feneri rumeli feneri

IMG_8121 Rumeli Feneri IMG_8110

Yolda güzel bir çay bahçesi bulmayı umud ettik ama malesef bulamadık. Buradan duyurmak istiyoruz, oraya güzel bir çay bahçesi yapın.. ya da varsa bize bildirin 🙂

Dönüş yolunda bir kaç tane de köprü fotoğrafı çekip yola koyulduk.

Bizim için keyifli geçen bir haftasonunun daha sonuna gelmiştik böylece 🙂

Bizi ararsanız çoğunlukla Belgrad Ormanında oluyoruz 😉

Bizim Takip edin:

Instagram | Twitter | Facebook