Balkan gezimizin üçüncü günü: Blagaj, Mostar ve Trebinye

Balkan tatilimizin üzerinden 1,5 sene geçmesine rağmen maalesef yazmayı bitiremedik 🙂 Bunun aslında iki küçük sevimli nedeni var. Gezentigiller olarak artık daha kalabalık bir aileyiz. İnşallah önümüzdeki bahardan itibaren sessiz sedasız geçirdiğimiz bu bir buçuk senenin acısını çıkaracağız.

Turumuzun ikinci gününe ait yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Gelelim Balkan tatilimizin üçüncü gününe. Saraybosna’daki otelimizden yine sabah erken saatlerde ayrılıp yollara düştük. 2 saatlik bir yolculuk bizi bekliyordu. Hava biraz yağmurluydu ancak yolumuz o kadar güzel yerlerden geçiyordu ki hiç şikayet etmedik. Balkanları üç kelimeyle anlatın deseler yeşil, su ve tarih yerinde olur. Bu kadar sulak memleket bir Rizeli olarak beni dahi hayretten hayrete düşürüyordu.

Yolun büyük bir kısmında yanıbaşınızda Neretva Nehri yer alıyordu. Mola verdiğimiz bir yerdeki manzara eşsizdi. Burada alıştığımız ince belli bardakta çay içme imkanımız da oldu.

Moladan sonra Mostar‘a yakın bir yerde Blagay yoluna saptık. Mostar’a 15 km mesafede olan Blagay’da Balkanlara ilk gelen Osmanlı müslümanların kurduğu Blagay Tekkesi (Blagaj) bulunuyor. Buraya gideceğimizi, daha doğrusu önceden internette fotoğraflarını görüp Amasya sandığım yerin burası olduğu bilmiyordum. Görünce çok şaşırdım. Bu yerin diğer ismi Alperenler Tekkesi olarak geçiyor.

Tekke 1463’de Fatih Sultan Mehmet Han’ın Balkan fetihleri sırasında Bosna-Hersek’in en büyük nehirlerinden Neretva’yı oluşturan kollardan biri olan Buna Nehri’nin doğduğu yerde kurulmuş. İçerisinde Sarı Saltuk Hazretlerinin (Kaynak: Evliya Çelebi) türbesi de bulunan bu tekke -o zamanlar ehli sünnetin bir kolu olan- Bektaşi dergahı olarak hizmet vermekteymiş.

Blagay Tekkesi, pırıl pırıl sularla kaplı manzarasıyla mutlaka görülmesi gereken muazzam bir güzelliğe sahip ve tarihi yapısı gayet iyi korunmuş. Mostar’a gidip burayı görmemek büyük kayıp olacaktır.

Tekkeyi ziyaretimizin akabinde Mostar yoluna geri döndük. Zaten şehrin girişinde bu yola sapmıştık. Arada 20 dakikalık bir yol vardı.

Mostar

Mostar’ın yollarında yavaş yavaş ilerlerken bambaşka duygulara kapılıyorsunuz. Televizyonda, internette sık sık duyduğumuz ve bir gün buraya gitmek nasip olur mu diye düşündüğümüz yerdeydik. Caddenin sağında şehitliğin yakınında bir yerde otobüsten indik. Neretva Nehri’nin üzerindeki tarihi Mostar Köprüsü şehitliğin karşısındaki evlerin arkasında kalıyordu. Dükkanlarla dolu olan bu çarşıya girdiğimizde inanılmaz bir kalabalığın ortasında kaldık. Yolun başından köprünün üstü ve karşıya kadar insan seliydi diyebiliriz. Biz o heyecanla rehberi de kaybetmemek için kalabalığa dalmış bulunduk. Ama öyle kalabalık ki ne gördüğümüzden ne duyduğumuzdan bir şey anlamak mümkün değil. Neyse rehberi çat pat dinleyelim, serbest zamanımızda belki daha rahat dolaşırız dedik. Öyle de yaptık.

Kalabalık bir kaç dakika sonra ortadan kayboldu. Biz de şehitliğe geri dönüp orayı ve hemen yanı başındaki tarihi camiyi ziyaret ettik. Sonra daracık ve küçük taşlardan oluşmuş Mostar sokaklarında dolaştık. Tarihi Mostar köprüsüne çok yakın ve çok benzer bir de küçük köprü olduğunu biliyor muydunuz. Her iki köprü de Mimar Sinan’ın talebesi Mimar Hayreddin tarafından yapılmış. Mimar Hayreddin Mostar köprüsünü yapmadan evvel bu küçük köprüyü inşa etmiş. Sonrasında 1566’da büyük köprüyü yapmış. 427 yıl hizmet veren büyük köprü bildiğiniz üzere 1993’teki savaşta Hırvat topçularının ateşi sonucu yıkılmıştı. Sonrasında Türkiye’nin de katkılarıyla 2004’de yeniden hizmete açılan köprünün açılışını ise İngiliz Prensi Charles’ın yapmış olması manidar. Zira bir kızılderili atasözü der ki;

Bir su da 2 balık kavga ediyorsa oradan 5 dk. önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.

Küçük köprüden sonra tarihi Mostar köprüsünü de tenha bir şekilde rahatça dolaşıp öbür yakaya geçtik. Her biri birbirinden güzel kafelerin olduğu burada sokakların arasından dolaşarak köprünün eteklerine ulaşmak mümkün. Biz de öyle yaptık. Köprünün üstünde atlayacakmış gibi yapan gençler birikiyordu. Aslında çok eski bir Mostar geleneği olan bu atlayışlar, evlenmek isteyen erkeklerin yaptığı bir çeşit rüştünü ispatlama gösterisiydi. Günümüzde ise turistlerden yeteri kadar para teklif edildiğinde yapılan bir spor halini almış. Hasılı biz oradayken atlayacakmış gibi yapan genç uzun beklememize rağmen yeterli parayı alamamış olacak ki atlamadı.

Mostar’da harika bir zaman geçirdik ancak ne yazık ki gece orda kalmadık. Aslında orda kalmayı çok isterdik ama turumuzun içinde bir de vizesi olanlar için Dubrovnik gece turu yer aldığı için oraya yakın olsun diye Trebinje (Trebinye) şehrinde kalacaktık. Biz Dubrovnik’le pek ilgilenmedik, zira zaten hem vizemiz yoktu, hem de gece turu idi. Biz daha çok gündüz gözüyle görebileceğimiz manzaralarla ilgilendiğimiz için gece(!) eğlenceleri bizi zaten açmıyordu.

Trebinje’ye gelmeden önce Pocitel isimli bir Türk köyüne uğradık. Bir dağın yamacına kurulmuş, taştan evlerle kaplı, yol kenarında şirin küçük bir16. Yüzyıl Osmanlı kasabasıydı diyebiliriz. İçinde cami de vardı.

Pocitel molamızdan sonra Trebinje’ye devam ettik. Buraya vardımızda akşam üzeriydi. Zaten turistik amaçla gelmemiştik. Yukarıda bahsettiğim gibi sırf Dubrovnik’e yakın olduğu için, oraya gideceklerin hatırına burada konaklayacaktık. Biz hadi neyse bu akşam erken vardık, güzelce dinleniriz diyecektik ki bir otel krizi ortaya çıktı. Şimdiye kadar bütün kafile aynı otelde kalırken burada bizi 3 yıldız ve 4 yıldız diye iki ayrı otele yerleştirmek istediler. 4 Yıldızlı otel şehrin içindeki nehrin kenarında, büyük ve güzeldi. Bizim kalacağımız otel ise diğerine çok uzak olmasa da şehrin içinde ve klasik düz bir apartman gibi bir şeydi. Odalar haliyle oldukça vasattı. Yemeği büyük otelde yiyecektik ama gece bir kısmımız burada kalacaktı.

Biz hadi bir gecelik nasılsa, mühim değil diye düşündük ama turdaki diğer turistler bu duruma çok içerledi. Biz güya erken aldığımız için indirimli aldık sanıyorduk, meğer indirim bu şekilde ucuz otel olarak yansıyormuş. Diğer otelde yer olmadığı için ne kadar itiraz etsek de gece burda kaldık.

Büyük otelde şansımıza o gece şehirdeki liselerden birinin mezuniyet balosu varmış. Trebinje’li gençler filmlerdeki gibi süslenip püslenerek otel bahçesinde mezuniyetlerini kutladılar. Biz de Şahika hanımla hava iyice kararmadan sokaklarda kısa bir tur attık. Bir iki camii gördük ama tabi ki kapalıydılar.

Gece olunca Dubrovnik’e gidecekler küçük bir minibüsle yola çıktılar. Biz de büyük otelde yemeğimizi yeyip kendi otelimize geçtik ve ertesi güne hazır olmak için dinlenmeye çekildik.

Bir sonraki durağımız, balkan turumuzun bence en güzel noktalarından biri olan Kotor olduğu için çok heyecanlıydık. Burayı ilk kez Gülhan’ın Galaksi Rehberi programında izlemiş ve gitmek için çok heveslenmiştik.

Neyse onu da bir sonraki yazıya bırakalım.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2017: Gezentigiller | Travel Theme by: D5 Creation | Powered by: WordPress
%d blogcu bunu beğendi: