Geçtiğimiz Pazar günü İstanbul’un lalelerini görelim, solmadan fotoğraflarını çekelim diye Yıldız Korusuna gidelim dedik. Evlendiğimizden beri (bu sene 4 olacak) Lale zamanı onları fotoğraflıyoruz. Her sene Emirgan korusuna giderdik bu sefer Yıldız Korusundaki laleleri fotoğraflayalım dedik.
Hava bahar olmasına rağmen biraz serindi. Bahara göre giyindiğimizden biraz üşüdük. Ama lalelerin ve ortamın güzelliği bizi bizden aldı.
Yıldız Korusu’na eğer arabanızla gittiyseniz günlük otopark ücreti 5 lira. Böylece Beşiktaş’ın göbeğinde otopark aramak zorunda kalmıyorsunuz. Ancak koruya arabalar girmese, sadece yürüyüş yapılsa daha güzel olur diye düşündük.
Tam bir yandan laleleri çekip, bir yandan da yürürken Yıldız Şale’yi gördük. Müze kartımıza güverenek içeri gireriz nasılsa dedik ama Müze kartımızın orada geçmediğini öğrendik. Olsun bu güzelliği görmeden gitmek olmaz deyip girmeye karar verdik. Haftasonu ziyaret 2tl. Bu güzellikten kendinizi mahrum bırakmayın.
YILDIZ ŞALE
Yıldız Şale köşkü, Sultan Abdulhamid Han tarafından yabancı konukları ağırmalak için yaptırılmış. Bu köşte yabancı devlet devlet adamları ağırlanmış. Köşkün 60 tane odası bulunuyor.
Şale ne demek diye şöyle bir araştırdım, Chalet kelimesinden geliyor ve dağ evi, misafir evi, köşk anlamına geliyor..
Bir rehber eşliğinde gezdiğimiz Yıldız Şale köşküne girer girmez büyülendim. Her sarayda ve Osmanlı’nın eserlerinin bulunduğu her yerde olduğu gibi değişik bir atmosfere girdim sanki. Dolmabahçe sarayının yanından geçerken de aynı hissi yaşarım, Sultanahmet’te dolaşırken de..
Yıldız Şale’de öyle büyüledi beni.. Odalarında dolaşırken, acaba burada uyanmak nasıl bir duygudur diye düşünmeden edemedim.. Köşkün kokusu eskiyi hatırlatır gibiydi.. Keşke bir zaman makinesi olsa da oranın yaşayan halini görebilseydik diye geçirdim içimden..
Fotoğraf çekmek yasaktı ama ben kendime engel olamadım. Boynuma astığım fotoğraf makinemin düğmesine baktım rehberimiz bana bakmazken. Pek odaklanamadım ama. Odaları çektim, perdeleri, halıları, tavanları. Fotoğraflara bakıp bakıp hatırlamak için o güzellikleri.

(Dünyanın en büyük el dokuma halısının olduğu oda. Halının ölçüleri 400 m2′yi geçiyormuş..)

(Konukların ağırlandığı bir başka salon..)

(Odalar çini sobalarla ısınıyormuş.)
(Dediğim gibi fotoğraf çekmek yasaktı ve ben kendime engel olamadım. O yüzden detaylı çekim yapmak istesem de yapamadım..)
Yıldız Şale’den hiç çıkmak istemedim, zorla çıkardılar tur bitmişti ne yazık ki.. Bir daha gitmek istediğimi belirterek ayrıldım oradan..
Bir yandan laleleri fotoğraflayıp bir yandan parkı gezerken yorulmuştuk. Malta Köşkünün bahçesine oturup dinlenelim dedik. Son durağımız da Malta Köşkü oldu. Sıcacık çayımızı yudumlayıp pastamızı yerken yazın bu parka bir daha gelelim dedik..
Gezentigiller olarak kışın gezmelerimize ara verdik. Ufak tefek gezmelerimiz olsa da, soğuk, yağmur çamur bizi gezmekten alıkoydu.
Baharın kendini hissettirmeye başladığı şu günlerde biz de kendimizi dışarı attık. Üzerimizde biraz kırıklık vardı ama güzel havayı görünce dayanamadık. Gönül bir boğaz sefası yapmak isterdi ancak boğaza oldukça uzak olduğumuzda, haftasonu trafiğini de çekmek istemediğimizden yakın yerlere bakalım dedik.Malum Beylikdüzünde oturuyoruz…
Cumartesi günü bir toplantıya katıldıktan sonra, daha önceden duyduğum “Saklı Deniz” isimli yeri keşfetmeye karar verdik. Beylikdüzünde oturuyorsanız eğer bilirsiniz, sahilde çay içmek için Büyükçekmeceye gitmelisiniz. Halbuki Beylikdüzünün de bir sahili var. İşte o sahilde Kavaklı denen bölgede saklanmış “Saklı Deniz”.
Yeşilliklerin içinde, deniz doğru yayılmış masalara oturuduk. Semaverde çayımız da geldiğinde keyfimize diyecek yoktu.
Mekanda kendin pişir kendin ye hizmeti de veriliyor. İsterseniz mangalı yakıp, orada satılan et ürünlerini pişirebiliyorsunuz. (Ben sorudm dışarıdan et getirilemiyormuş. Yasakmış..) Mangal yapmak istemeyenler atıştırmalık menülerden faydalanabilirler. Tost, sosis, patates kızartması gibi.. Açık büfe kahvaltı hizmeti de veriliyormuş.
Mekanın açık ve oldukça geniş bir otoparkı da var.
Havalar daha tam ısınmadığından, ağaçların da hepsi yeşermediğinden daha pek kalabalık değildi. Yazın epey bir müdavimi olacağı kesin.
Tam denizin kenarına kurulmuş masalarda, ister mangal yapın, isterseniz semaverden çayınızı yudumlayın. O sırada gelen ördeklere de bir şeyler atmayı unutmayın olur mu?
Mekanın web sitesi de mevcut: http://www.saklideniz.com
Sayfalar
Kategoriler
Blogroll
Etiket Bulutu
Son Yorumlar
- Mesut Ateş on Ada Vapuru kalkıyor..
- gezentigil on Ada Vapuru kalkıyor..
- STİL DİREKTÖRÜ on Ada Vapuru kalkıyor..
- Gönen Tatili ve Alman Pastası - Kadın Sanat -dekorasyon, yemek, gezi, kültür sanat, kadınca on Çanakkale, Kabatepe Kampı (1.gün: yolculuk ve ilk kampımız)
- Bugünlerde ben.. - Kadın Sanat -dekorasyon, yemek, gezi, kültür sanat, kadınca on İstanbul’un Sonu: Rumeli Feneri
Posted in 








