Sonbahar’da Rize

sb_rize

Boşuna sitemizin adını gezentigiller değil. Biz gerçekten çok gezentiyiz. Yağmurmuş çamurmuş, hava soğukmuş hiç etkilemez bizi. Biz gezmemize bakarız. Laf aramızda aile arasında da çok gezen olarakta biliniriz. “Sizi gezentiler sizii” sözü bizi tanımlar adeta.

Kamp yazılarımızı yazmaya devam edeceğim. Ama sıcağı sıcağına Rize’yi yazmaya karar verdim.

Aylar öncesinden Rize’ye uçak bileti almıştık. Ben gitme vakti yaklaştıkça kocamın başının etini yemeye başlamıştım. Bu mevsimde Rize’ye mi gidilir, çok soğuktur oralar, ülkemizin en kuzey doğusuna gidiyoruz, donacağız gibi bir sürü cümle kurmuş ama kocamın çocukluğunun orada geçtiğini unutmuştum. Hatta gitmeden önce iddiaya bile girdik. Ben çok soğuk olacak kesin donacağız dedim.

O gün geldi çattı, biz korkarak Sabiha Gökçen Havalimanına gittik. Tarihe not düşmeliyim ki şu sıralar domuz gribi salgını var. Toplu yerlerden korkar olduk.

Bizim çıktığımız yolculuklarda başımıza komik ve aklımızda kalıcı olayların gelmesiyle de ünlüyüzdür. Bu gezimizde de unutulmayacak hatıralarımız oldu.

Gidiş yolundan başlayayım anlatmaya..

Biz malum Beylikdüzünde oturuyoruz, bunun için bir yere yetişmemiz gerektiğinde 2-3 saat öncesinden çıkarız. Şehrin taaa bir ucunda olan Sabiha Gökçen Havaalanına gitmek için de saatler öncesinden çıktık ki yetişebilelim. Ama İstanbul trafiği malum ne hikmetse yağmur “şıp” dedi mi tıkanır. O gün de tıkanmıştı. Biz Taksim’deki Havaş’a yetişebilmek için koşturmak zorunda kaldık. Her saat başı servis vardı fakat biz 17.00 servisine binmeliydik, netekim uçağımız 19.30 ‘da kalkıyordu.

İşte zincir burada başladı.

Biz Havaş’ın önüne geldiğimizde saat 17.03 idi ve servis hala kalkmamıştı. Sebebi ise çok yolcu olması ve ayakta yolcu taşımamalarıydı. Küçük çaplı bir kriz yaşandı ve bu kriz bizim işimize geldi. Normalde o kriz olmasa servise binemeyecektik muhtemelen uçağı da kaçıracaktık..

Akşamüzeri iş çıkış saati olduğundan trafik oldukça yoğundu. Sabiha Gökçen’e vardığımızda saat 18.30’du. Karnımız açtı bir şeyler yiyelim derken bir yere oturduk. Rehavet çökmüş üzerimize, yanımızda götürdüğümüz minik laptopa bakalım resim çekinelim derken laptop’un saatine bakmamızla rengimizin atması bir oldu. Çünkü saat 19.30 olmuştu. E bizim uçak da 19.30’da kalkıyordu. Daha bunun güvenlikten geçmesi var derken koşa koşa yolcuların alındığı yere gittik.

Olaylar zinciri devam ediyor burada..

Neyse ki o gün havaalanı çok kalabalık olduğundan uçak da rötar yapmış haliyle.. Uçağı kaçırmamış olduk. Hatta küçük çağlı bir krizde orada yaşandı. Rötar yapan Trabzon uçağı ama hiç bir ekranda yazmaması yolcuları oldukça sinirlendirmişti. Bağırışmalar oldu. Bir süre sonra kapılar açıldı ve uçağa götürüldük..

Yolculuk sorunsuz geçti. Uçaktan iner inmez hayatımda gördüğüm en şiddetli yağmur karşıladı bizi. Ben soğuktan donacağımı düşünüp şalıma sarınmıştım ki havanın soğuk olmadığını farkettim.

Buraya bir not daha düşeyim: Rize’ye uçakla gitmek isteyenler Trabzon havalimanından Havaş ile otogara gidip oradan Rize otobüsüne binebilirler ya da alana çok yakın olan Prens Kale firmasının yazıhanesine gidip oradan otobüse binebilirler.

Uçaktan indikten sonra 1 saatlik Trabzon-Rize arası yolculuğu bizi bekliyordu.

Rize’ye vardığımızda da farkettim ki üşünüyorum ve hava bir sonbahar havasına göre oldukça ılıktı. İddiayı da kaybetmiş oldum böylece. Ama sesimi çıkarmadım.. Tıp!

Gelelim Rize’nin  Sonbahar’da gezilebilecek yerlerine. Hava hep yağışlıydı. Bu tahmin edilebilen bir durum sanırım. Yaz olsaydı eğer Ayder’e giderdik. Bu sefer Kale’ye ve Ziraat’e bile gidemedik. Eğer Rize’ye ilk gidişimi yazsaydım o zaman çok yer gezmiştik. Başka zaman onları da yazarım.

Rize’de gitmeyi en sevdiğim yer eşimin köyüdür. Oraya gidince Rize’ye gittiğimi anlarım. Çay bahçeleri var orada. Çay bahçesi deyince yanlış anlaşılmasın çayın yeşil olarak bulunduğu ve toplandığı yerden bahsediyorum. Bu sefer köye gittiğimizde taze kestane topladık. Kiviler ve mandalinalar olmaya başlamıştı. Onları toplayamadık ne yazık ki. Topladığımız kestaneleri sobada pişirip yedik.

Köyde en çok sevdiğim şeylerden biri de erkenden kalkmak ve zamanın hiç geçmemesi. Yetişilmesi gereken yerler olmadan sakin sessiz bir hayat. Orada sürekli yaşayamam biliyorum ama arada bir gidip o sakinliği yaşamak çok güzel oluyor. İnsanın sakin yerlerde akrabası olması çok güzel. Yoksa hayatı koşturmacadan ibaret sanıp yok olup gideceğiz..

Rize’de köyden başka şehirde de vakit geçirdik. Mesela bir gece dışarıda deli gibi yağmur yağarken deniz kenarında minik bir ahşap klube-cafe’de eşimin kuzenleri ile oturduk.

Ve geri dönüş..

Olaylar zinciri peşimizi bırakmamıştı anlaşılan.

Eşimin bir gün önceden çantasını köyde unutması ve dönüş uçak biletimizin de o çantada olmasıyla biz internetten check-in yapamadığımızdan dolayı dönüş uçağımızın 2 Kasım olduğunu bilemeyip hep “salı günü dönüyoruz” dediğimizden uçağımızı kaçırmıştık..

Biz sürekli dönüş günümüz “salı günü, salı günü” derken meğer bizim dönüş biletimiz 2 Kasım pazartesi gününe aitmiş.

Apar topar uçak biletlerine baktığımızda malesef bize uyan bir saat bulamadığımızdan otobüs ile dönmeye karar verdik. O zamana kadar “uçakla 1,5 saatte döneceğiz oley” diye sevindirik olan benim hayallerim duya düşmüştü.. 18 saatlik otobüs yolculuğundan kaçış yoktu..

Created with flickr slideshow.


5 Comments to Sonbahar’da Rize

  1. uyuyang dedi ki:

    Harika bir tema olmuş ellerine sağlık. Bu arada Türkiye’de en çok görmeyi istediğim yerlerden biri Rize. Bir gün birlikte gitmek nasip olur inşallah…

    • gezentigil dedi ki:

      tabi gidelim inşallah 🙂 oralarda gezilecek çok yer var, yaylalara çıkarız 🙂

  2. istepan gedik dedi ki:

    Cahika Hanım, bugün sizi TRT1 Radyo’da tanıdım.
    Diğer sitelerinizi de ziyaret ettim,ama gezintigiller bir başka olmuş.

  3. Gezilecek yerler dedi ki:

    Memleletim diye demiyorum Rize tamda yazın kışın ne zaman istersen alıp kafanı çekip gideceğin bir yer. doğası, temiz havası yeterde artar bile

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2017: Gezentigiller | Travel Theme by: D5 Creation | Powered by: WordPress
%d blogcu bunu beğendi: